Kısmi dava (HMK m. 109) ile belirsiz alacak davası (HMK m. 107) arasındaki ayrım, Yargıtay'ın bozma kararından sonra ıslah yapılıp yapılamayacağı (eski ve yeni düzenlemeler ışığında) konusunda nasıl bir pratik önem taşımaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52105

Bu ayrım, bozma sonrası ıslah konusunda kritik bir pratik öneme sahiptir. Durumu eski ve yeni düzenlemeye göre ayıralım: **28.07.2020 Tarihli Değişiklik Öncesi (Bozmadan Sonra Islah Yasağı Dönemi):** Bu dönemde Yargıtay İBK gereği bozmadan sonra ıslah yapılamıyordu. Bu kural, özellikle kısmi dava açan davacılar için büyük bir hak kaybı riski taşıyordu. Davacı, düşük bir bedelle kısmi dava açmış, mahkeme davayı reddetmiş ve Yargıtay bu kararı lehe bozmuşsa, davacı bozma sonrası yargılamada alacağının kalan kısmını ıslah yoluyla talep edemiyordu. Kalan kısım için yeni bir dava açması gerekiyordu ki bu da genellikle zamanaşımına uğramış oluyordu. Ancak eğer dava, bir 'belirsiz alacak davası' ise, HMK m. 107/2 (eski hali) uyarınca alacak belirlenebilir hale geldiğinde, davacı 'iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın' talebini artırabiliyordu. Yargıtay, bu artırımın bir ıslah olmadığını, dolayısıyla bozmadan sonra da yapılabileceğini kabul ediyordu. Bu nedenle, davanın türünün tespiti, davacının bozma sonrası talep artırma hakkına sahip olup olmadığını belirliyordu. **28.07.2020 Tarihli Değişiklik Sonrası:** Yeni HMK m. 177/2 ile bozma sonrası (tahkikat yapılması şartıyla) ıslah imkanı getirildiği için, kısmi davalar açısından eski dönemdeki bu katı sonuç yumuşatılmıştır. Artık kısmi dava açan bir davacı da, koşulları varsa, bozma sonrası davasını ıslah edebilir. Bu değişiklik, iki dava türü arasındaki bu keskin farkı büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/belirsiz-alacak-veya-kismi-dava/)