5237 sayılı TCK'nın 2. maddesinde yer alan 'Yönetimin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza öngörülemez' hükmü, Prof. Dr. Selçuk'un analizinde bahsettiği 'açık düzgü' (çerçeve hüküm) kavramı ile nasıl ilişkilendirilebilir? Bu ilkenin ihlal edildiği bir düzenleme örneği veriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52104

TCK m. 2'deki 'Yönetimin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza öngörülemez' hükmü, Anayasa'nın 38. maddesindeki kanunilik ilkesinin bir gereğidir ve yasama yetkisinin devredilmezliği prensibine dayanır. Bu ilke, suç ve ceza içeren normların yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan kanunlarla düzenlenebileceğini ifade eder. 'Açık düzgü' veya 'çerçeve hüküm', suçun unsurlarının veya kapsamının belirlenmesini idarenin düzenleyici işlemlerine (yönetmelik, tebliğ vb.) bırakan kanun hükümleridir. Bu iki kavram arasındaki ilişki, çerçevenin ne kadar geniş çizildiğiyle ilgilidir. Eğer kanun, suçun temel unsurlarını, konusunu, failini ve yaptırımını ana hatlarıyla belirleyip, sadece teknik ve ayrıntıya ilişkin hususların belirlenmesini idareye bırakıyorsa, bu Anayasa Mahkemesi tarafından kanunilik ilkesine uygun bulunur. Ancak, eğer kanun sadece genel bir yasaklama getirip, suç teşkil eden fiilin ne olduğunun tanımını tamamen veya büyük ölçüde idareye bırakıyorsa, bu durum 'Yönetimin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza öngörülemez' ilkesinin ihlali anlamına gelir. Prof. Selçuk'un analizinde belirttiği 'ak' ya da 'açık düzgü'lerden kaçınılması gerekliliği tam da bu durumu ifade eder. Örneğin, bir kanunda 'Bakanlıkça belirlenecek kurallara uymayanlara hapis cezası verilir' şeklinde bir hüküm, suçun tanımını tamamen idareye bıraktığı için bu ilkeyi ihlal eden tipik bir 'açık düzgü' örneği olurdu. (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sami-selcuk-aihm-yalcinkaya-karari/)