HTS kayıtlarının, bir suçun azmettiricisi ile faili (tetikçi) arasındaki ilişkiyi ortaya koymada ne zaman belirleyici bir delil niteliği kazanabileceğini 'Netice' bölümündeki değerlendirmeler ışığında açıklayınız.
Makalenin 'Netice' bölümündeki değerlendirmeye göre, HTS kayıtları normalde tek başına mahkumiyete yeterli olmasa da, azmettirici-fail ilişkisi gibi özel durumlarda belirleyici delil niteliği kazanabilir. Bunun için şu koşulların bir arada bulunması gerekir: 1) **Öncesine Dayanmayan Yoğun İletişim:** Sanıklar (azmettirici ve fail) arasında, suç tarihinden önceye dayalı bir tanışıklık, yoğun bir görüşme trafiği veya olağan bir ilişki bulunmamalıdır. 2) **Suç Anı Etrafında Yoğunlaşma:** Telefon görüşmeleri ve mesajlaşmaların, özellikle suçun işlendiği anlarda, hemen öncesinde veya sonrasında anormal bir şekilde yoğunlaşması gerekir. 3) **Baz Sinyal Bilgilerinin Örtüşmesi:** Sadece iletişim değil, aynı zamanda tarafların kullandığı telefonların baz istasyonu sinyal bilgilerinin de, tesadüfü aşacak şekilde bir araya geldiklerini, buluştuklarını veya birlikte hareket ettiklerini gösterecek şekilde örtüşmesi gerekir. Bu örtüşmenin, büyük bir şehirdeki genel bir yakınlaşmadan ziyade, daha spesifik bir buluşmayı işaret etmesi önemlidir. Bu üç unsur bir araya geldiğinde, HTS kayıtları ve baz sinyal bilgileri, artık sadece bir 'ihtimali' değil, taraflar arasında suçun işlenmesine yönelik bir organizasyon ve işbirliği olduğuna dair 'kuvvetli bir karineyi' ortaya koyar. Bu durum, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin aşılıp, maddi hakikate ulaşılarak mahkumiyet hükmü kurulmasına (CMK m. 223/5) dayanak teşkil edebilir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/hts-baz-sinyal-bilgilerinin-ayni-yerde-cekmesinin-delil-niteligi)