5237 sayılı TCK'nın 2. maddesinde yer alan 'Yasanın açıkça suç saymadığı bir eylem için kimseye ceza verilemez' ilkesi ile AİHM'in Yüksel Yalçınkaya kararında vurguladığı 'öngörülebilirlik' standardı arasında nasıl bir ilişki vardır?
TCK m. 2'deki 'Yasanın açıkça suç saymadığı bir eylem için kimseye ceza verilemez' ilkesi, 'suçta kanunilik' (nullum crimen sine lege) ilkesinin temelini oluşturur. Bu ilke, sadece bir fiilin kanunda yazılı olmasını değil, aynı zamanda bu yazımın 'açık', 'seçik' ve 'belirli' olmasını da gerektirir. AİHM'in Yüksel Yalçınkaya kararında vurguladığı 'öngörülebilirlik' (foreseeability) standardı, tam da bu 'açıklık' ve 'belirlilik' unsurunun uluslararası insan hakları hukukundaki karşılığıdır. Öngörülebilirlik, bir bireyin, mevcut hukuk kurallarına (kanun metni ve yerleşik yargı içtihatları dahil) bakarak, belirli bir eyleminin ne gibi hukuki sonuçlar doğuracağını makul ölçüde öngörebilmesi anlamına gelir. Eğer bir ceza kanunu hükmü (Yalçınkaya'da eleştirilen terör tanımı gibi) o kadar muğlak ve geniş yazılmışsa ki, yorum yoluyla her türlü eylemi kapsayacak hale getirilebiliyorsa, bu kanun 'öngörülebilir' değildir. Dolayısıyla TCK m. 2'deki 'açıklık' şartı ile AİHS m. 7'deki 'öngörülebilirlik' standardı, kanunilik ilkesinin iki farklı yüzüdür ve bireyi devletin keyfi cezalandırma yetkisine karşı korumayı amaçlayan aynı temel güvenceyi ifade ederler. (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sami-selcuk-aihm-yalcinkaya-karari/)