AİHM Yalçınkaya Kararı, ByLock kullanımını sadece terör örgütü üyeliği suçunun sübutu açısından değil, aynı zamanda suçun manevi unsuru olan 'özel kast'ın ispatı açısından da değerlendirmiştir. AİHM'e göre, TCK m. 314/2'deki suçun manevi unsurunun oluştuğunun kanıtlanması için ne gereklidir?
AİHM, Yalçınkaya kararında, TCK m. 314/2'de düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun, objektif sorumluluğa dayanan bir suç olmadığını, manevi unsur olarak 'özel kast' gerektirdiğini vurgulamıştır. AİHM'e göre, bu özel kastın ispatlanabilmesi için, sanığın sadece örgüte sempati duyması veya örgütle bağlantılı bir uygulamayı (ByLock gibi) kullanması yeterli değildir. Mahkemelerin, sanığın 'örgütün nihai amacını (cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni değiştirmek gibi) bilerek ve isteyerek hareket ettiğine dair somut delillere dayalı' olarak manevi unsurun oluştuğunu göstermesi zorunludur. Kararda, ulusal mahkemelerin, başvurucunun bu nihai amacı bilerek ve isteyerek hareket ettiğini, örgüte maddi ya da manevi katkıda bulunduğunu somut delillerle ortaya koymakta yetersiz kaldığı belirtilmiştir (§ 248, 253, 263-264). Salt ByLock kullanıcısı olmayı mahkumiyet için yeterli gören yaklaşım, suçun bu olmazsa olmaz manevi unsurunu yok saymakta ve suçu adeta bir objektif sorumluluk haline dönüştürmektedir. Bu durum, hem iç hukuka hem de AİHS m. 7'ye aykırıdır. (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sami-selcuk-aihm-yalcinkaya-karari/)