CMK m.110/A'da düzenlenen azami adli kontrol süreleri, 'hükmen tutukluluk' içtihadı kıyasen uygulandığında nasıl bir sonuç doğurmaktadır? Bu uygulamanın, adli kontrolün bir 'koruma tedbiri' olma niteliğiyle ve kanunun lafzıyla uyumunu tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52059

Uygulamada, tutukluluk için geliştirilen 'hükmen tutukluluk' içtihadı, kıyasen adli kontrol tedbirlerine de uygulanmaktadır. Buna göre, ilk derece mahkemesi bir mahkumiyet kararı verdiğinde, CMK m. 110/A'da belirtilen azami adli kontrol sürelerinin işlemesi durmakta, kanun yolu aşamasında geçen süre bu hesaba katılmamaktadır. Bu durum, adli kontrol tedbirinin yıllarca, hatta kanunda öngörülen azami sürelerin (uzatmalarla birlikte 7 yıla kadar) çok üzerinde devam etmesine yol açmaktadır. Bu uygulama, adli kontrolün hukuki niteliği ve kanunun lafzıyla açıkça çelişmektedir: 1) **Koruma Tedbiri Niteliği:** Adli kontrol, tutuklama gibi bir 'koruma tedbiridir', bir ceza veya infaz yöntemi değildir. Koruma tedbirleri, hüküm kesinleşene kadar uygulanır ve kişi bu süreçte 'sanık' statüsündedir. Bir koruma tedbirinin, kesinleşmemiş bir hükme dayandırılarak süresiz hale getirilmesi, onun bu niteliğini bozar ve fiili bir cezalandırmaya dönüştürür. 2) **Kanunun Lafzı:** CMK m. 110/A, adli kontrol sürelerini düzenlerken, ilk derece mahkemesi kararı öncesi veya sonrası şeklinde bir ayrım yapmamaktadır. Kanunun lafzı, bu sürelerin 'sanık' sıfatı devam ettiği müddetçe, yani hüküm kesinleşene kadar kesintisiz olarak işleyeceğini göstermektedir. 'Hükmen tutukluluk' içtihadının kıyasen adli kontrole uygulanması, kanunda olmayan bir istisna yaratarak, kişi hürriyetini ve seyahat özgürlüğünü ölçüsüz bir şekilde kısıtlayan, kanunun güvence fonksiyonunu ortadan kaldıran ve hukuki öngörülebilirliği zedeleyen, son derece sorunlu bir uygulamadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-ve-tutukluluk-sürelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-sürenin-dikkate-alinmamasi-sorunu)