TCK m.22/3'e göre bilinçli taksirin oluşumu için 'neticenin gerçekleşmeyeceğine duyulan güven' unsurunun, failin subjektif inancından ziyade objektif olarak bir dayanağının olması gerektiği yönündeki doktrinal görüşü, makaledeki 'salıncak kazası' örneği üzerinden tartışınız.
Bilinçli taksir, failin öngördüğü neticenin gerçekleşmeyeceğine duyduğu güvenle hareket etmesidir. Ancak bu güven, failin soyut veya temelsiz bir inancı olmamalıdır. Doktrinde kabul edildiği üzere, bu güvenin somut olayın koşullarına göre objektif olarak makul bir dayanağının olması gerekir. Salt 'şansa güvenerek' veya 'bir şey olmaz' diyerek hareket etmek, bilinçli taksir için yeterli değildir; bu durum olası kasta daha yakındır. 'Salıncak kazası' örneğinde bu durumu şöyle tartışabiliriz: Eğer salıncak işletmecisi, salıncağın periyodik bakımlarını yaptırmış, mühendislik hesaplarına uygun, dayanıklı malzemeler kullanmış, emniyet kemeri gibi ek güvenlik önlemleri almış olsaydı, buna rağmen zincir öngörülemeyen bir malzeme hatası nedeniyle kopsaydı, işletmecinin 'neticenin gerçekleşmeyeceğine dair güveninin' objektif bir dayanağı olduğu söylenebilirdi. Bu durumda sorumluluğu bilinçli taksir kapsamında değerlendirilebilirdi. Ancak makaledeki olayda, salıncağın bariz şekilde güvensiz olması (zayıf zincirler, güvenlik kemeri olmaması), iten kişinin salıncağın yalpalamasını görmesine rağmen itmeye devam etmesi gibi veriler, 'neticenin gerçekleşmeyeceğine dair güvenin' hiçbir objektif dayanaktan yoksun, tamamen şansa bırakılmış bir durum olduğunu göstermektedir. Bu durumda failin, neticenin gerçekleşmemesine değil, gerçekleşmesine kayıtsız kaldığı ve 'olursa olsun' dediği sonucuna varılarak olası kastla sorumluluğuna gidilmesi daha isabetli bir hukuki niteleme olacaktır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/iki-ornek-olay-dogrultusunda-olasi-kast-bilincli-taksir-degerlendirilmesi)