Alman Bira Saflığı Kanunu davasında (*Commission v. Germany*), ABAD, Alman mevzuatının ayırt edici olmamasına (hem yerli hem de ithal ürünlere uygulanmasına) rağmen, neden malların serbest dolaşımını kısıtladığına ve TFEU m. 36'daki kamu sağlığı istisnasıyla haklılaştırılamayacağına karar vermiştir? Bu kararın 'karşılıklı tanıma' (mutual recognition) ilkesi açısından önemi nedir?
ABAD, *Alman Bira Saflığı* davasında, Almanya'nın belirli katkı maddeleri içeren içeceklerin 'Bier' (bira) adıyla satılmasını yasaklayan kuralının, TFEU m. 34 (şimdi) anlamında miktar kısıtlamalarıyla eş etkili bir tedbir olduğuna karar vermiştir. Kuralın hem yerli hem de ithal ürünlere uygulanması (ayırt edici olmaması) sonuca etki etmemiştir, çünkü bu kural fiilen diğer üye ülkelerde yasal olarak üretilen ve satılan biraların Alman pazarına girişini engellemekte veya zorlaştırmaktadır. Almanya'nın TFEU m. 36'daki kamu sağlığının korunması istisnasına dayanması da ABAD tarafından reddedilmiştir. Çünkü ABAD, uluslararası bilimsel verileri (WHO raporları vb.) inceleyerek söz konusu katkı maddelerinin halk sağlığı için bir risk oluşturmadığını tespit etmiştir. Dolayısıyla, yasaklamanın orantılı olmadığı ve aslında üye devletler arasındaki ticareti gizli bir şekilde kısıtlamayı amaçladığı sonucuna varmıştır. Bu karar, *Cassis de Dijon* davasıyla gelişen 'karşılıklı tanıma' ilkesinin en önemli uygulamalarından biridir. Bu ilkeye göre, bir üye devlette yasal olarak üretilmiş ve piyasaya sürülmüş bir ürün, zorunlu gereklilikler (kamu sağlığı, çevre koruma vb.) tarafından haklı gösterilmedikçe, diğer üye devletlerin pazarlarına da kabul edilmek zorundadır. Almanya'nın, kendi teknik düzenlemelerini mutlak bir standart olarak dayatması bu ilkeye aykırı bulunmuştur. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/the-impact-of-the-preliminary-ruling-to-the-sources-of-the-ruropean-internal-market-law)