Yargıtay'ın 'hükmen tutukluluk' içtihadını AİHM içtihadına dayandırması, AİHS m.53 ('Tanınmış insan haklarının korunması') açısından ne gibi bir sorun teşkil etmektedir? Uluslararası insan hakları hukukunun 'asgari standart' belirleme fonksiyonu bu bağlamda nasıl yorumlanmalıdır?
Yargıtay'ın 'hükmen tutukluluk' içtihadını AİHM içtihadına dayandırması, AİHS m. 53'ün açık bir ihlali ve uluslararası insan hakları hukukunun mantığına aykırı bir yaklaşımdır. AİHS m. 53, Sözleşme hükümlerinin, taraf devletlerin kendi ulusal yasalarıyla tanıdığı daha yüksek standarttaki hak ve özgürlükleri sınırlayacak veya ihlal edecek şekilde yorumlanamayacağını belirtir. Bu, 'asgari standart' ilkesidir; AİHS, insan hakları koruması için bir taban seviye belirler, devletler bu tabanın altına düşemez ama her zaman daha üstün bir koruma sağlayabilir. CMK m.102, kanun yolu aşamasını da azami tutukluluk süresine dahil ederek, AİHM'in İHAS m.5/3 yorumundan daha yüksek bir güvence sağlamaktadır. AİHM'in ilk derece mahkumiyeti sonrası tutukluluğu süre hesabına katmaması, 46 farklı hukuk sistemine ortak bir 'asgari' standart uygulama zorunluluğundan kaynaklanır. Yargıtay, CMK'nın sağladığı bu daha yüksek güvenceyi, AİHM'in asgari standardını gerekçe göstererek ortadan kaldırmaktadır. Bu, AİHS m.53'e aykırı olarak, uluslararası hukuku ulusal düzeydeki bir hakkı genişletmek için değil, daraltmak için kullanmaktır. Bu durum, 'uluslararası insan hakları hukuku ulusal standartları düşürmek için değil, yükseltmek için vardır' temel prensibiyle taban tabana zıt bir uygulamadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-ve-tutukluluk-sürelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-sürenin-dikkate-alinmamasi-sorunu)