CMK m.102 ve m.110/A'da düzenlenen azami tutukluluk ve adli kontrol sürelerinin hesaplanmasında, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin benimsediği 'hükmen tutukluluk' kavramı nedir? Bu yaklaşımın, CMK'nın sistematiği ve 'sanık' tanımıyla olan ilişkisini eleştirel bir bakış açısıyla analiz ediniz.
'Hükmen tutukluluk' (veya hüküm özü tutukluluk), Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.04.2011 tarihli kararı ile başlayan ve AYM tarafından da benimsenen, ilk derece mahkemesi tarafından bir mahkumiyet kararı verildikten sonra istinaf veya temyiz kanun yolu aşamasında devam eden tutukluluğun, CMK m.102'deki azami tutukluluk süresinin hesabında dikkate alınmaması gerektiği yönündeki bir içtihattır. Bu yaklaşıma göre, ilk derece mahkemesi kararıyla birlikte tutukluluk 'suç isnadına bağlı' olmaktan çıkıp 'mahkumiyet kararına bağlı' bir tutukluluğa dönüşmekte ve sürenin işlemesi durmaktadır. Bu yaklaşım, CMK sistematiğiyle çelişmektedir. Çünkü CMK'ya göre bir kişi, hakkındaki hüküm kesinleşinceye kadar 'sanık' sıfatını taşır (CMK m.2/1-b). Hüküm kesinleşmeden infaz edilemez (5275 sayılı Kanun m.4). Dolayısıyla, kanun yolu aşamasındaki bir 'sanığı', 'hükümlü' gibi kabul edip tutukluluk süresini hesaba katmamak, kanunun açık lafzına, sanıklık statüsüne ve en önemlisi masumiyet karinesine aykırıdır. CMK m.102, soruşturma ve kovuşturma evreleri için süreler belirlemiş olup, kovuşturma evresi hükmün kesinleşmesiyle sona erer. Bu nedenle kanun yolu aşaması da kovuşturma evresine ve dolayısıyla azami sürelere dahildir. 'Hükmen tutukluluk' kavramı, kanunda olmayan bir ayrım yaratarak kanunun güvence fonksiyonunu zayıflatan, yorum yoluyla yaratılmış sorunlu bir kavramdır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-ve-tutukluluk-sürelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-sürenin-dikkate-alinmamasi-sorunu)