Yüksel Yalçınkaya kararında AİHM, ByLock uygulamasını kullanmanın tek başına silahlı terör örgütü üyeliği (TCK m. 314/2) suçunun kanıtı olarak kabul edilmesini hangi gerekçelerle AİHS m. 7'nin (kanunsuz ceza olmaz) ihlali olarak görmüştür?
AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararında ByLock kullanımının tek başına mahkumiyet için yeterli görülmesini üç temel gerekçeyle AİHS m. 7'nin ihlali olarak değerlendirmiştir: 1) **Tipiklik Unsurunun Dışında Olması:** ByLock kullanmak, TCK m. 314/2'de tanımlanan 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçunun yasal tanımında (tipiklik) bir unsur veya alt unsur değildir. Mahkemelerin bu eylemi suçun bir öğesi olarak görmesi, kanunilik ilkesine aykırıdır. 2) **Öngörülemez Yorum:** Mahkemelerin, yasal tanımda yer almayan bir eylemi suçun kanıtı sayması, ceza yasasının öngörülemez ve geniş bir şekilde yorumlanması anlamına gelir. Bu durum, bireylerin eylemlerinin sonuçlarını öngörme hakkını ortadan kaldırır. 3) **Suç Karinesi Yaratılması:** ByLock kullanımını mahkumiyet için yeterli görmek, ceza hukukunda temeli olmayan bir 'suç karinesi' yaratmaktadır. Bu, suçun maddi ve manevi unsurlarının somut olarak kanıtlanması gerekliliğini ortadan kaldırarak kişiyi objektif sorumluluğa tabi tutar ki bu, modern ceza hukukunun temel ilkelerine ve masumiyet karinesine aykırıdır. AİHM'ye göre bu durum, suçun kurucu unsurlarını yok sayan, 'düşman ceza hukuku'nu andıran ve AİHS m. 7'yi temelden ihlal eden 'çarpıtılmış bir anlayışın' ürünüdür. (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sami-selcuk-aihm-yalcinkaya-karari/)