Yargıtay ve Danıştay üyeliğinin 12 yıllık süre ile sınırlandırılması, bu üyelerin görev sürelerinin dolması sonrası 'Yüksek Mahkeme hakimi' sıfatlarını kaybetmeleri ve HSK'nın atamasıyla derece mahkemelerine atanabilmeleri bağlamında, yargı bağımsızlığı açısından ne tür eleştirilere yol açmaktadır?
Yargıtay ve Danıştay üyeliğinin 12 yılla sınırlanması ve görev süresi dolan üyelerin 'Yüksek Mahkeme hakimi' sıfatını kaybetmeleri ile HSK'nın atamasıyla derece mahkemelerine atanabilmeleri, yargı bağımsızlığı açısından şu eleştirilere yol açmaktadır: * **Motivasyon kaybı ve sıfatın etkisi:** Yüksek Mahkeme üyeliği, bir hakimin kariyerinin zirvesi olarak görülür. Bu sıfatın kaybedilmesi, hakimlerin motivasyonunu zedeleyebilir. * **Hukuki güvencelerin kaybı:** Yüksek Mahkeme üyelerine sağlanan ceza soruşturması ile ilgili yasal güvenceler gibi birçok hakkın kaybedilmesi gündeme gelir. * **Gelecek Endişesi ve tarafsızlık:** Henüz emekli olmadan görevden ayrılmaya zorlanan hakimlerin, görev süreleri içinde kendilerini sonraki yıllarda işe alacak bir sektör veya çıkar grupları lehine hareket etme potansiyeli yaratması, bağımsızlıklarını sorgulatır. * **Toplumsal algı:** Üyeler gerçekte bağımsız hareket etseler bile, bu durum toplumdaki adalet duygusunu zedeleyebilir, zira yeniden atanma beklentisi veya atama yeri endişesi tarafsızlık algısını bozar. * **HSK'nın rolü:** Görev süresi dolan Yüksek Yargı üyelerinin atanacakları bölge ve mahkemenin bile HSK tarafından belirlenecek olması, üyelerin görev sürelerinde dahi bağımsızlık teminatına sahip olmadığını iddia etmeyi zorlaştırır. (Şen, Yargıtay ve Danıştay Üyeliği Süre Sınırlaması makalesi)