TCK m.145'teki 'malın değerinin azlığı' hükmünün uygulanmasında 'objektif ölçütler'in (parasal/maddi değer) temel alınmasının nedenini ve mağdurun manevi olarak atfettiği değerin etkisizliğini tartışınız. Yargıtay'ın 'az ceza verme' ve 'ceza vermekten vazgeçme' seçeneklerinde bu objektif ölçütün yanı sıra 'suçun işleniş şekli ve özellikleri' gibi sübjektif faktörleri de değerlendirme gerekliliğini açıklayınız.
TCK m.145'te hırsızlık suçunda 'malın değerinin azlığı', temel olarak malın ekonomik, yani maddi ve parasal değeri üzerinden 'objektif' bir biçimde belirlenir. Mağdurun çalınan mala sübjektif olarak (manevi) atfettiği değer, bu hükmün uygulanması bakımından doğrudan dikkate alınmaz, zira kanun maddesi 'değerin' azlığından bahsederken ekonomik değeri kastetmektedir. Bu objektiflik, hukuki güvenliği sağlamak ve ceza uygulamasında keyfiliği önlemek içindir. Ancak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.12.2009 tarihli kararı (E. 2009/6-242, K. 2009/291) sadece objektif ekonomik değeri değil, aynı zamanda 'suçun işleniş şekli ve özellikleri' gibi sübjektif faktörleri de değerlendirme gerekliliğini vurgulamıştır. Hakim, bu faktörleri 'az ceza verme' veya 'ceza vermekten vazgeçme' seçeneklerini kullanırken dikkate almalıdır. Örneğin, çalınan mal ekonomik olarak değersiz olsa bile (örn. küller, paha biçilemeyen anı eşyası), fiilin mağdur üzerinde yarattığı manevi etki ve suçun işleniş biçimi, hakimin takdirini cezasızlık yönünde kullanmamasına neden olabilir. Bu, ceza adaletinin sadece maddi değerlere değil, aynı zamanda fiilin toplam haksızlık içeriğine ve mağduriyetin derinliğine de duyarlı olmasını sağlamayı amaçlar. (Kaynak: ayboga.av.tr/malin-degerinin-az-olmasi-nedeniyle-indirim/, TCK m.145, Yargıtay CGK 15.12.2009)