Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin TCK m.136'daki 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunun maddi unsuru olan 'kaydetme' kavramı üzerindeki görüş değişikliğini (2018 ve 2019 tarihli kararları) analiz ederek, bu değişikliğin 'kanunilik ilkesi' üzerindeki etkisini ve 'suçun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilmesi' riskini tartışınız.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, TCK m.136'daki 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunun maddi unsuru olan 'kaydetme' kavramı konusunda farklı görüşler benimsemiştir. 14.02.2018 tarihli kararında, suçun oluşumu için kişisel verinin 'kaydedilmiş halde bulunması' ve 'kaydedilmiş haliyle' verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu, kişisel veriye salt duyu organlarıyla vakıf olunması veya hafızada tutulan verilerin açıklanmasının TCK m.136'yı oluşturmayacağı anlamına geliyordu. Ancak 10.04.2019 tarihli kararında, bu görüşün aksine, 'kişisel verilerin kaydedilmeden önce öğrenilmesi, hafızada tutulan kişisel verilerin başkalarına açıklanması, kişisel verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olunması da aynı kapsamda değerlendirilmelidir' denilmiştir. Bu değişiklik, suçun maddi unsuru olarak 'kaydetme' şartını ortadan kaldırmış ve kanun metninde açıkça yer almayan bir şartın aranmasının 'kanunilik ilkesi'ne (nullum crimen sine lege) aykırı olacağını vurgulamıştır. Bu değişiklik, TCK m.136'nın uygulama alanını genişleterek, günlük hayattaki birçok fiilin potansiyel olarak bu suçu oluşturması riskini artırmıştır. Eleştiriler, bu genişlemenin uygulamada belirsizlik yaratabileceği ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlara yol açabileceği yönündedir. Ancak doktrin, kanunun kaydetme unsuru aramadığı için bu yeni yorumun isabetli olduğunu savunmaktadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/kisisel-verilerin-islenmesinin-ve-paylasilmasinin-hukukiligi, TCK m.136, Yargıtay 12. CD 14.02.2018, 10.04.2019)