Türk Ceza Kanunu'nda 'malın değerinin azlığı' (TCK m.145, 150/2, 249/1) kavramının objektif olarak belirlenmesinin önemini ve mağdurun sübjektif değer atfetmesinin bu belirlemedeki etkisizliğini tartışınız. Çalınan malın ekonomik olarak pek değer ifade etmese bile, 'manevi olarak paha biçilemeyen' (örneğin sevdiğinin külleri) eşyaların çalınması durumunda suçun haksızlık içeriğinin azalıp azalmayacağını irdeleyiniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #50267

TCK'daki 'malın değerinin azlığı' kavramı, suça konu malın ekonomik değerini, yani maddi ve parasal karşılığını ifade eder. Kanun koyucu, malın değerinin az olmasından neyin anlaşılması gerektiğini belirlemese de, bu durumun zarar gören kimsenin durumuna bağlı olmaksızın 'objektif' bir biçimde belirlenmesi gerektiğini vurgular. Mağdurun manevi olarak mala tayin ettiği değer, bu hükmün uygulanması bakımından dikkate alınmaz; yani eylem suç oluşturmaya devam ederse de mağdurun mala değer veriyor veya vermiyor olması TCK m.145, 150/2, 249/1'in uygulanmasında bir etki yaratmaz. Ancak, metinde de belirtildiği üzere, 'sanıldığının aksine malın ekonomik olarak değerinin azlığı her zaman suçun haksızlık içeriğini azaltmayabilir.' Çalınan mal ekonomik açıdan pek değer ifade etmeyebilir; ama mağdurun değer verdiği bir yakınının külleri, sevdiğinin bir tutam saçı veya manevi olarak paha biçemediği bir eşyanın alınması örneğinde olduğu gibi durumlarda, malın değeri az olsa dahi suçun haksızlık özelliği azdır denilemez. Bu, TCK m.145'in uygulanmasında hakimin sadece objektif ekonomik değeri değil, aynı zamanda 'suçun işleniş şekli ve özellikleri'ni de (ki bu manevi boyutu da içerebilir) göz önünde bulundurarak takdir yetkisini kullanması gerektiğini gösterir. (Kaynak: ayboga.av.tr/malin-degerinin-az-olmasi-nedeniyle-indirim/, TCK m.145, 150/2, 249/1)