Bir ceza davasında alınan iki bilirkişi raporu arasında, olayın oluş şekli ve tarafların fiili hareketleri konusunda bir çelişki olmamasına rağmen, sadece tarafların 'kusur oranı' (asli/tali kusur) konusunda farklılık bulunuyorsa, mahkemenin üçüncü bir bilirkişi raporu alması zorunlu mudur? Kusur tespiti ve hukuki niteleme arasındaki ayrımı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/182 K. sayılı kararı ışığında analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #49047

Hayır, zorunlu değildir. Mahkemenin yeni bir bilirkişi raporu almasının zorunlu hale gelmesi için, raporlar arasında 'bariz bir çelişki' bulunması gerekir. Ancak bu çelişkinin, çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren 'maddi vakıalar' üzerinde olması esastır. Kusur oranının (asli/tali) belirlenmesi, esasen maddi vakıaların tespiti sonrası hâkimin yapacağı bir hukuki değerlendirme ve takdirdir. Makalede atıf yapılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.04.2016 tarihli ve 2015/12-1149 E., 2016/182 K. sayılı kararında bu ilke net bir şekilde ortaya konmuştur. Kararda, dosyadaki raporlar arasında 'olayın gerçekleşme şekli ve tarafların taksirli davranışlarının neler olduğu hususlarında bir çelişki bulunmadığından, takdiri hakime ait olan kusur durumu ile ilgili raporlardaki farklılıklar sebebiyle yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması gerekmemektedir' denilmiştir. Dolayısıyla, bilirkişinin görevi, olayın nasıl meydana geldiğini, tarafların hangi teknik kuralı ihlal ettiğini (örneğin, iş güvenliği önlemini alıp almadığını) tespit etmektir. Bu maddi tespitler üzerinden, hangi tarafın kusurunun daha ağır (asli) veya daha hafif (tali) olduğuna karar vermek, bu maddi verileri hukuken yorumlamak hâkimin görevidir. Raporlardan birine itibar ederek ve gerekçesini açıklayarak karar verebilir. Eğer raporlar arasında olayın nasıl olduğu gibi temel maddi vakıalarda çelişki olsaydı, o zaman bu çelişkinin giderilmesi için yeni rapor alınması gerekirdi.