Failin, haksız tahrikin etkisiyle A kişisini hedef alarak ateş ettiği ancak kurşunun saparak yakındaki B kişisini yaraladığı (hedefte sapma - aberratio ictus) bir durumda, fail B'ye karşı işlediği suçtan dolayı haksız tahrik indiriminden yararlanabilir mi? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını ve doktrindeki tartışmaları ele alınız.
Hedefte sapma durumunda haksız tahrik indirimi uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır. Yargıtay'ın genel eğilimi, haksız tahrikin şahsi ve kusurluluğu azaltan bir neden olmasına rağmen, tepkinin tahriki gerçekleştiren kişiye yönelmesi gerektiği ilkesinden hareket eder. Bu yaklaşıma göre, failin hiddeti A kişisine yöneliktir. B kişisi ise olayla tamamen ilgisizdir. Failin, B'nin de isabet alabileceğini öngörüp sonucu kabullenerek (olası kastla) hareket etmesi durumunda, B'ye karşı işlenen suç açısından haksız tahrikin yarattığı hiddetin bir etkisi olmadığı kabul edilir ve Yargıtay genellikle bu durumda B'ye yönelik suçtan dolayı haksız tahrik indirimi uygulanmayacağı yönünde kararlar vermektedir. Ancak doktrinde karşı bir görüş bulunmaktadır. Bu görüşe göre haksız tahrik, failin psikolojik durumunu ve kusur yeteneğini genel olarak azaltan bir haldir. Fail, haksız tahrikin yarattığı hiddet ve elem olmasaydı o suçu (ateş etme eylemini) hiç işlemeyecekti. Dolayısıyla, bu hiddetin etkisi altında işlenen fiilin yol açtığı tüm neticelerden (hem A'ya yönelik teşebbüs, hem de B'ye yönelik yaralama) sorumluluğu belirlenirken, azalmış olan kusur yeteneği dikkate alınmalı ve haksız tahrik indirimi tüm neticeler için uygulanmalıdır. Bu görüş, haksız tahrikin sübjektif niteliğine daha fazla ağırlık verir. Ancak, makalede de belirtildiği gibi, Yargıtay'ın baskın görüşü, tahrik indiriminin sadece tahrikin kaynağı olan kişiye yönelik suçlarda uygulanabileceği yönündedir.