Bir vatandaşın, belediyenin yol bakım hizmetini kusurlu yürütmesi nedeniyle aracının zarar görmesi durumunda açacağı tazminat davası (tam yargı davası) neden adli yargıda (Asliye Hukuk Mahkemesi) değil, idari yargıda (İdare Mahkemesi) görülür? Bu ayrımın temelindeki 'hizmet kusuru' ve 'kamu hizmeti' kavramlarını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #49017

Bu tür bir davanın İdare Mahkemesinde görülmesinin temel nedeni, uyuşmazlığın kaynağının idarenin bir özel hukuk faaliyeti değil, bir 'kamu hizmeti'ni yürütürken ortaya çıkan 'hizmet kusuru'ndan kaynaklanmasıdır. Kamu hizmeti, idarenin kamu yararı amacıyla yürüttüğü, özel hukuk kişilerinin faaliyetlerinden farklı usul ve kurallara tabi faaliyetlerdir. Yol yapım, bakım ve onarımı belediyenin kanunla kendisine verilmiş bir kamu hizmetidir. Hizmet kusuru ise, idarenin yürüttüğü bir kamu hizmetinin 'hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi' durumunda ortaya çıkar. Somut olayda, yolun bozuk olması, hizmetin 'kötü işlemesi' anlamına gelir ve bu bir hizmet kusurudur. İYUK m.2/1-b, 'idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları'nın idari dava türü olduğunu belirtir. İdarenin hizmet kusuruna dayalı tazminat davaları da bu kapsamdadır. Dolayısıyla, uyuşmazlık, iki özel hukuk kişisi arasındaki bir haksız fiilden değil, idarenin kamusal gücünü ve yetkisini kullanarak yürüttüğü bir faaliyet sırasındaki eksiklikten doğduğu için, çözüm yeri özel hukukun uygulandığı adli yargı değil, idare hukukunun ve idari sorumluluk ilkelerinin uygulandığı idari yargıdır (İdare Mahkemesi). Nitekim makaledeki Danıştay 15. Dairesi'nin 2016/4627 K. sayılı kararı da trafik güvenliğini sağlamanın bir kamu hizmeti olduğunu ve bu hizmetin kusurlu işletilmesinden doğan davaların idari yargıda görüleceğini belirtmiştir.