Tehdit amacıyla kasten yaralama suçunun işlenmesi halinde, TCK m.106/3 uyarınca hem tehdit hem de kasten yaralama suçundan ayrı ayrı ceza verileceği hükme bağlanmıştır. Bu özel içtima kuralının ceza adaletindeki amacı nedir ve bu düzenleme olmasaydı, bu tür bir eylem hangi içtima kuralı çerçevesinde değerlendirilebilirdi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #49013

TCK m.106/3'teki bu düzenleme, 'gerçek içtima' kuralının özel bir görünümüdür. Bu kuralın ceza adaletindeki amacı, tehdit suçunun ciddiyetini ve vahametini artırmak için başka bir suçu araç olarak kullanan failin eyleminin haksızlık içeriğinin tam olarak cezalandırılmasını sağlamaktır. Fail, sadece tehdit etmekle kalmamakta, tehdidinin ne kadar ciddi olduğunu göstermek için ayrıca bir kişinin vücut bütünlüğüne de saldırmaktadır. Kanun koyucu, bu durumda iki ayrı hukuki değerin (hem irade özgürlüğü hem de vücut bütünlüğü) ihlal edildiğini ve her bir ihlalin ayrı ayrı cezalandırılması gerektiğini düşünerek bu özel düzenlemeyi getirmiştir. Eğer bu özel düzenleme (TCK m.106/3) olmasaydı, bu tür bir eylem 'fikri içtima' (TCK m.44) veya 'bileşik suç' (TCK m.42) kuralları çerçevesinde tartışılabilirdi. Bir görüşe göre, fail tek bir hareketle (örn. yumruk atarak) hem yaralama suçunu hem de 'bak yine yaparım' diyerek tehdit suçunu işlemişse, TCK m.44 uyarınca fikri içtima gündeme gelebilir ve en ağır cezayı gerektiren suçtan (genellikle kasten yaralama) ceza verilebilirdi. Başka bir görüşe göre, yaralama eyleminin tehdidin bir unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olduğu savunularak eylemin tek bir suç (amaç suç olan tehdit veya araç suç olan yaralama) olarak değerlendirilmesi de tartışılabilirdi. Ancak TCK m.106/3, bu tartışmaları ortadan kaldırarak açıkça 'gerçek içtima' kuralının uygulanacağını, yani failin hem TCK m.106'dan (tehdit) hem de TCK m.86'dan (kasten yaralama) ayrı ayrı cezalandırılacağını emretmiştir.