5237 sayılı TCK m.29, haksız tahrik indirim oranını 'dörtte birinden dörtte üçüne kadar' şeklinde geniş bir aralıkta belirlemiştir. Mahkemeler bu oranı belirlerken hangi objektif ve sübjektif kriterleri dikkate almalıdır? Eski 765 sayılı TCK'daki 'ağır-hafif tahrik' ayrımının kaldırılmasının bu takdire etkisini tartışınız.
5237 sayılı TCK, 765 sayılı TCK'daki 'ağır tahrik - hafif tahrik' şeklindeki ikili ve kategorik ayrımı kaldırarak, hakime somut olayın özelliklerine göre daha esnek bir değerlendirme imkanı tanımıştır. Mahkeme, TCK m.29'daki indirim oranını belirlerken TCK m.3'teki 'orantılılık' ilkesi çerçevesinde bir dizi kriteri göz önünde bulundurmalıdır. Bu kriterler şunlardır: 1) Haksız Fiilin Niteliği ve Ağırlığı: Tahriki oluşturan fiilin basit bir hakaret mi, yoksa ağır bir yaralama mı olduğu indirim oranını doğrudan etkiler. 2) Failin ve Mağdurun Durumu: Tarafların sosyal, kültürel ve psikolojik durumları, aralarındaki geçmişe dayalı husumet gibi faktörler değerlendirilir. 3) Failin Kusur Yeteneği Üzerindeki Etkisi: Haksız fiilin, fail üzerinde yarattığı hiddet veya şiddetli elemin yoğunluğu, yani failin iradesini ne ölçüde zayıflattığı önemli bir ölçüttür. 4) Etki-Tepki Oranı: Failin işlediği suçun, maruz kaldığı haksız fiile göre orantılı olup olmadığı dikkate alınır. Ağır tahrik-hafif tahrik ayrımının kaldırılması, hakime bu kriterleri daha bütüncül bir şekilde değerlendirme ve cezanın bireyselleştirilmesi ilkesini daha etkin uygulama olanağı vermiştir. Yargıtay da kararlarında (CGK 23.10.2018, 2018/457 K.), indirim oranının belirlenmesinde 'haksız hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumlarının' göz önüne alınması gerektiğini vurgulamaktadır.