TCK m.158/1-a'da düzenlenen 'dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle nitelikli dolandırıcılık' suçunun manevi unsuru ve maddi unsurunu oluşturan hileli davranışın niteliği ne olmalıdır? Bir eylemin bu suç kapsamında değerlendirilebilmesi için mağdurun aldatılmasında dinin nasıl bir 'araç' olarak kullanılması gerektiğini Yargıtay kararları ışığında açıklayınız.
Bu suçun manevi unsuru 'doğrudan kast'tır. Fail, dini inanç ve duyguları bir aldatma aracı olarak kullanmak suretiyle mağduru aldatarak kendisine veya başkasına haksız bir yarar sağlamayı bilmeli ve istemelidir. Maddi unsuru ise, mağdurun dini inanç ve duygularını kötüye kullanarak gerçekleştirilen, aldatma kabiliyetine sahip hileli bir davranıştır. TCK m.158/1-a hükmünün gerekçesinde ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.09.2015 tarihli (2014/15-399 E., 2015/272 K.) kararında vurgulandığı üzere, bu nitelikli halin oluşabilmesi için dinin bir 'aldatma aracı' olarak kullanılması esastır. Yani fail, mağdurun dine olan saygısını, bağlılığını, korkusunu veya sevap kazanma arzusunu sömürerek hileli davranışına ikna edicilik katmalıdır. Örneğin, 'muska yapma', 'büyü bozma', 'cennette yer satma', 'kutsal bir amaç (cami, Kuran kursu vb.) için yardım toplama' gibi vaatlerle para veya menfaat temin etmek, dinin araç olarak kullanıldığı tipik durumlardır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 16.03.2021 tarihli (2018/506 E., 2021/111 K.) kararında da belirtildiği gibi, aldatma aracı olarak kullanılan dinin veya mezhebin hangisi olduğunun bir önemi yoktur. Önemli olan, mağdurun sahip olduğu inanç sisteminin, fail tarafından haksız menfaat elde etmek için bir vasıta olarak kötüye kullanılmasıdır. Basit bir yalandan farklı olarak, kullanılan hilenin dini motiflerle bezenerek mağdurun iradesini sakatlayacak yoğunlukta ve güçte olması gerekir.