Anayasayı ihlal (TCK m.309) suçu ile silahlı terör örgütüne üye olma (TCK m.314/2) suçu arasındaki ilişkiyi, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi davalarındaki Yargıtay içtihatları çerçevesinde değerlendiriniz. Bir kişinin Anayasayı ihlal suçundan sorumlu tutulabilmesi için darbe planından önceden haberdar olması ve örgütsel bir bağ içinde hareket etmesi zorunlu mudur?
Anayasayı ihlal suçu ile silahlı terör örgütüne üye olma suçu arasındaki ilişki, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi yargılamalarında Yargıtay tarafından detaylı bir şekilde çizilmiştir. TCK m.309'daki suç, bir amaç suçtur. TCK m.314'teki örgüt üyeliği ise genellikle bu amaca ulaşmak için bir araç suç niteliğindedir. Bir kişinin TCK m.309'dan (Anayasayı ihlal) sorumlu tutulabilmesi için, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örn. Yargıtay 3. CD, 2021/3597 E., 2022/1600 K. sayılı karar), darbe girişiminin icra hareketlerine 'doğrudan fail' (TCK m.37) veya 'yardım eden' (TCK m.39) olarak katılması gerekmektedir. Darbe gibi ülke çapında senkronize bir eylemde, örgütsel bir iş bölümü içinde, amaca hizmet eden ve katkı sunan elverişli bir icrai harekette bulunan herkes, fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurduğu kabul edilerek doğrudan fail sayılmaktadır. Örneğin, bir askeri birliği darbe amacıyla kışladan çıkaran komutan, doğrudan faildir. Darbe planından önceden haberdar olmak ve örgütsel bağ, failin kastını ve iştirak iradesini ispatlamada önemli bir delildir ancak mutlak bir zorunluluk değildir. Önemli olan, failin darbe girişiminin icra hareketlerine, bunun Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik bir eylem olduğunu bilerek ve isteyerek katılmasıdır. Eğer failin eylemleri, amaç suçun icrası açısından 'hazırlık hareketi' niteliğinde kalmışsa ve elverişli bir icra hareketine dönüşmemişse, fail TCK m.309'dan sorumlu tutulamaz. Bu durumda, eğer örgütle bağı ispatlanabiliyorsa, eylemi TCK m.314/2 (silahlı terör örgütüne üye olma) suçu kapsamında değerlendirilir. Yargıtay, kararlarında, icrai harekete katılmayan ancak örgüt üyesi olan sanıklar hakkında TCK m.309'dan beraat verip TCK m.314'ten mahkumiyet kurarak bu ayrımı net bir şekilde yapmaktadır.