6112 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 4. fıkrasında yer alan 'Medya hizmet sağlayıcılar, ... yayınlanan tüm yayın hizmetlerinin içeriğinden ve sunumundan sorumludur' hükmü, canlı yayına katılan bir konuğun sarf ettiği hukuka aykırı sözlerden dolayı yayıncı kuruluşa objektif/kusursuz sorumluluk yükler mi? Bu durumu, 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' (Anayasa m.38/7, TCK m.20) ve Kabahatler Kanunu m.8 ilkeleriyle karşılaştırarak analiz ediniz.
Bu soru, medya hukuku ile ceza ve idari ceza hukukunun temel ilkeleri arasındaki gerilimi ortaya koymaktadır. 6112 sayılı Kanun m.6/4, lafzı itibarıyla medya hizmet sağlayıcısına (televizyon/radyo kanalı) geniş kapsamlı bir sorumluluk yüklemekte ve ilk bakışta objektif/kusursuz bir sorumluluk rejimi öngördüğü izlenimini vermektedir. Ancak makalede de savunulduğu gibi, bu hükmün özellikle ceza ve idari yaptırımlar açısından objektif sorumluluk olarak yorumlanması, hukukun temel ilkeleriyle çelişir. 'Ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesi (Anayasa m.38/7, TCK m.20/1), bir kimsenin ancak kendi kusurlu fiilinden sorumlu tutulabileceğini, başkasının fiilinden dolayı cezalandırılamayacağını emreder. Kabahatler Kanunu m.8, tüzel kişinin organ veya temsilcisinin fiilinden dolayı tüzel kişiye de yaptırım uygulanmasını öngörmekle birlikte, bu durum bile canlı yayına katılan ve yayıncıyı temsil etmeyen bağımsız bir konuğun fiilini kapsamaz. Canlı yayın sırasında, yayıncı kuruluşun önceden denetleme (sansür yasağı - 6112 S.K. m.6/1) veya anında müdahale etme imkanı fiilen çok sınırlıdır. Konuğun ani ve öngörülemeyen bir şekilde sarf ettiği hukuka aykırı bir sözden dolayı yayıncı kuruluşu sorumlu tutmak, 'kusur' ilkesini ortadan kaldırır. Bu nedenle, m.6/4'ün, özel hukuk tazminat sorumluluğu (istihdam edenin sorumluluğu gibi) açısından daha geniş yorumlanabilse de, idari (örn. RTÜK cezaları) ve adli yaptırımlar bakımından 'sübjektif/kusur sorumluluğu' ilkesi çerçevesinde dar yorumlanması gerekir. Yayıncı kuruluşun, konuğu tahrik etme, hukuka aykırı beyana zemin hazırlama gibi bir kusuru yoksa, sadece konuğun beyanından dolayı sorumlu tutulması 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesine aykırı olacaktır. Yazarın da belirttiği gibi, en azından kurtuluş beyyinesi (gerekli özeni gösterdiğini ispatlama) imkanı tanınmalıdır.