Karşılıklı haksız hareketlerin olduğu durumlarda, 'ilk haksız hareketin kimden geldiğinin saptanamaması' halinde mahkemenin haksız tahrik (TCK m.29) indirimi konusundaki yaklaşımı ne olmalıdır? Bu durumda 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi nasıl bir rol oynar? Açıklayınız.
Karşılıklı haksız hareketlerin bulunduğu bir olayda, kural olarak ilk haksız hareketi başlatan taraf haksız tahrik indiriminden yararlanamaz. Ancak, yargılama sırasında ilk haksız hareketin hangi taraftan kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilemediği durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumda, ceza hukukunun temel prensiplerinden olan 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi devreye girer. 'Haksız Tahrik İndirimi' başlıklı makalede belirtildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden geldiğinin belirlenemediği hallerde, mahkemenin bu durumu sanık lehine yorumlayarak TCK m.29'da düzenlenen haksız tahrik hükümlerini uygulaması gerekmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir (YCGK-K.2002/367). Mahkeme, ilk haksız hareketin mağdurdan gelmiş olabileceği ihtimalini sanık lehine değerlendirir ve sanığın haksız bir fiilin yarattığı hiddet veya şiddetli elem altında suçu işlemiş olabileceğini kabul eder. Ancak bu durumda uygulanacak indirim oranı, tahrikin varlığı kesin olarak kanıtlanmış bir duruma göre daha alt sınırdan veya makul bir oranda belirlenmelidir. Makaledeki bir Yargıtay kararında (1. CD. 07.10.2015, 1150-4733), bu gibi durumlarda sanık lehine 'asgari oranda' tahrik indirimi yapılması gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, şüphe durumu, tahrikin varlığını tamamen ortadan kaldırmaz, aksine sanık lehine yorumlanarak indirim uygulanmasını gerektirir, fakat indirim oranı belirlenirken bu şüphe durumu göz önünde bulundurulur.