5237 sayılı TCK döneminde Yargıtay'ın, taksirli suçlarda haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına ilişkin yaklaşımı nasıldır? 765 sayılı TCK dönemindeki genel kabul ile güncel uygulama arasındaki devamlılık veya farklılıkları, makalede atıf yapılan Yargıtay kararları ışığında tartışınız.
Makalede belirtildiği üzere, 765 sayılı TCK döneminde Yargıtay genel olarak taksirli suçlarda haksız tahrikin uygulanamayacağını kabul etmekteydi. Bunun temel gerekçesi, haksız tahrikin failde 'hiddet veya şiddetli elem' yaratarak kasıtlı bir tepki suçuna yol açması, taksirli suçlarda ise neticeye yönelik bir kastın bulunmamasıdır. (Yargıtay 4. CD, 08.12.1945 tarihli karar). 5237 sayılı TCK döneminde de bu genel görüşün devam ettiği görülmektedir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 16.05.2007 tarihli ve 2703/3776 sayılı kararında, taksirle işlenen adam öldürme suçunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağı açıkça belirtilmiştir. Bu yaklaşımın temelinde, haksız tahrikin, failin iradesini zayıflatan bir etkiyle 'bilerek ve isteyerek' bir tepki suçu işlemesine neden olduğu, oysa taksirli suçlarda failin neticeyi istemediği, dolayısıyla hiddetin, istenmeyen bir neticeye yol açan dikkatsiz bir davranışın hukuki niteliğini değiştiremeyeceği düşüncesi yatmaktadır. Ayrıca, taksirli suçta tepkinin belirli bir kişiye (tahrik edene) yöneltilmesi şartı da genellikle gerçekleşmez. Örneğin, müşterisinin haksız hareketine sinirlenen bir taksi şoförünün dikkatsiz araç kullanarak üçüncü bir kişiye çarpması durumunda, tepki haksızlığın kaynağına yönelmemiştir. Ancak makalenin sonunda, yazarın karşı görüş olarak, TCK m.29'un 'suç işleyen' ifadesini kullandığı ve bunun kasten veya taksirle olabileceği, haksız tahrikin failin psikolojik durumuyla ilgili olduğu ve bu nedenle taksirli fiillerde de uygulanması gerektiğini savunan bir görüşe yer verdiği görülmektedir. Buna rağmen, Yargıtay'ın baskın ve istikrarlı uygulaması, taksirli suçlarda haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağı yönündedir.