Taksirli suçlarda iştirak ve teşebbüs hükümlerinin uygulanamamasının hukuki gerekçesi nedir? Birden fazla kişinin taksirli hareketinin tek bir neticeye yol açması durumunda sorumluluk nasıl belirlenir? Açıklayınız.
Taksirli suçlarda iştirak ve teşebbüs hükümlerinin uygulanamamasının temel hukuki gerekçesi, bu kurumların doğası gereği 'kasıtlı' hareket etmeyi gerektirmesidir. TCK m.37-41 arasında düzenlenen iştirak, 'birlikte suç işleme kararı' ve 'fiil üzerinde ortak hakimiyet' gibi unsurları gerektirir. Bu unsurlar, faillerin belirli bir suçu işlemek üzere ortak bir iradeye sahip olmalarını zorunlu kılar. Taksirli suçlarda ise fail, neticeyi istemediği için, birden fazla kişinin taksirli bir suçu işlemek üzere önceden anlaşması ve ortak bir iradeyle hareket etmesi mantıken mümkün değildir. Benzer şekilde, TCK m.35'te düzenlenen teşebbüs, 'failin, işlemeyi kastettiği bir suça elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması' halidir. Burada da 'suçu işleme kastı' temel unsurdur. Taksirli bir suçta netice istenmediğinden, istenmeyen bir neticeye teşebbüs etmek de söz konusu olamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 05.10.2010 tarihli, 2010/1-132 E., 2010/183 K. sayılı kararı da, taksirli suçlarda teşebbüsün olamayacağını belirtmiştir. Birden fazla kişinin taksirli hareketinin tek bir neticeye yol açması durumunda (örneğin zincirleme trafik kazası), iştirak hükümleri değil, TCK m.22/5'te düzenlenen 'herkesin kendi kusurundan dolayı sorumlu olması' ilkesi uygulanır. Bu durumda, her bir failin neticenin meydana gelmesindeki kendi taksirli eylemi ve kusur oranı ayrı ayrı değerlendirilir ve her biri kendi kusuruna göre cezalandırılır. Bu sistemde 'asli kusurlu' veya 'fer'i kusurlu' gibi ayrımlar bulunmamaktadır.