5237 sayılı TCK'nın 21. maddesinde düzenlenen olası kast ile 22. maddesindeki bilinçli taksir arasındaki temel farkı, kanun gerekçeleri ve Yargıtay içtihatları ışığında, özellikle 'kabullenme' ve 'olursa olsun' kriterleri üzerinden analitik bir şekilde açıklayınız.
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, ceza hukukunun en tartışmalı alanlarından biridir. TCK m. 21/2'ye göre olası kast, 'kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi' halidir. TCK m. 22/3'e göre bilinçli taksir ise, 'kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi' halidir. Her ikisinde de failin neticeyi öngörmesi ortak unsurdur. Temel fark, failin öngördüğü neticeye karşı takındığı tavırdır. Olası kastta fail, neticenin gerçekleşmesini 'kabullenmekte' ve 'olursa olsun' diyerek hareketine devam etmektedir. Fail, neticeye karşı kayıtsızdır. Bilinçli taksirde ise fail, neticenin gerçekleşmesini istememekle birlikte, tecrübesine, şansına veya yeteneğine güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceğine inanır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.04.2014 tarihli ve 2013/1-484 E., 2014/162 K. sayılı kararında bu ayrım net bir şekilde ortaya konmuştur: 'öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda ‘olası kast’, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde ‘bilinçli taksir’ söz konusu olacaktır.' Dolayısıyla, olası kastta iradi unsur olan 'isteme' doğrudan olmasa da, neticeyi göze alma ve kabullenme şeklinde dolaylı olarak mevcuttur. Bilinçli taksirde ise 'isteme' unsuru kesinlikle yoktur.