5237 sayılı TCK'ya göre, Anayasayı ihlal (m.309) suçu bir 'tehlike suçu' olarak nitelendirilmektedir. Bu suçun 'somut tehlike suçu' mu yoksa 'soyut tehlike suçu' mu olduğu konusunda doktrindeki görüşler ve bu ayrımın pratik sonucu nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #48943

Anayasayı ihlal suçu, bir 'somut tehlike suçu'dur. Bu ayrımın pratik sonucu, suçun oluşup oluşmadığının tespitinde yatar. 1) Soyut Tehlike Suçu: Bu tür suçlarda, kanun koyucu, belirli bir hareketin yapılmasını, bizatihi tehlikeli kabul eder ve suçun oluşması için ayrıca somut bir tehlikenin meydana gelip gelmediğinin araştırılmasına gerek duymaz. Fiilin işlenmesiyle tehlikenin varlığı karine olarak kabul edilir (örn: alkollü araç kullanmak). 2) Somut Tehlike Suçu: Bu tür suçlarda ise, failin fiili işlemesinin yanı sıra, bu fiil sonucunda, suçun koruduğu hukuki değer (Anayasal düzen) için 'somut bir tehlikenin' ortaya çıkmış olması gerekir. Mahkeme, her olayda, failin kullandığı cebir ve şiddetin, Anayasal düzeni ortadan kaldırma veya değiştirme tehlikesini 'fiilen ve somut olarak' yaratıp yaratmadığını araştırmak zorundadır. TCK m.309'un gerekçesinde de, 'kullanılan cebir veya tehdidin neticeyi elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir' denilerek, suçun somut tehlike suçu olduğuna işaret edilmiştir. Pratik sonuç şudur: Eğer failin eylemi, Anayasal düzen için somut bir tehlike yaratmaktan uzak, 'elverişsiz' bir eylem ise (örn: tek başına slogan atmak), suçun maddi unsuru oluşmamış sayılır ve fail beraat eder. Bu, suçun kapsamının aşırı genişletilmesini önleyen bir güvencedir.