Bir memurun, DMK'ya göre 'Devlet memurluğundan çıkarma' cezasını gerektiren bir fiil işlemesi, örneğin 'özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek' (m.125/E-d), idareye bu cezayı verme konusunda bir takdir yetkisi tanır mı, yoksa bu bir zorunluluk mudur?
Bu konuda, idarenin takdir yetkisinin sınırları doktrin ve yargı kararlarında tartışmalıdır. Kanun metni, bu fiili işleyenlere 'Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilir' şeklinde emredici bir ifade kullanır. Bu, ilk bakışta idarenin takdir yetkisinin olmadığını ve fiil sübuta erdiğinde bu cezayı vermek zorunda olduğunu düşündürür (bağlı yetki). Ancak Danıştay, özellikle bu tür objektif ve ölçülebilir fiillerde dahi, 'ölçülülük' ve 'cezanın bireyselleştirilmesi' ilkeleri gereğince idarenin sınırlı da olsa bir takdir yetkisi olduğunu kabul etme eğilimindedir. Danıştay, memurun geçmiş hizmetleri, sicilinin temiz olması, göreve gelmemesinin altında yatan hafifletici (ancak özür sayılmayan) nedenler gibi unsurları dikkate alarak, en ağır ceza olan memurluktan çıkarmanın, somut olayda 'orantısız' olabileceğine ve idarenin bir alt ceza (örneğin kademe ilerlemesinin durdurulması) verme seçeneğini değerlendirmesi gerektiğine karar verebilmektedir. Dolayısıyla, kanun metni zorunluluk ifade etse de, yargısal denetimde idarenin takdir yetkisinin varlığı, ölçülülük ilkesi çerçevesinde kabul edilmektedir. İdare, kararını verirken bu dengeyi gözetmek ve neden en ağır cezayı verdiğini gerekçelendirmek zorundadır.