5237 sayılı TCK'ya göre, bir suçun 'bilinçli taksirle' (m.22/3) işlenmesi ile 'olası kastla' (m.21/2) işlenmesi, failin ceza sorumluluğunun yanı sıra, suçtan zarar görenin 'haksız tahrik' (m.29) indiriminden yararlanma ihtimalini nasıl etkiler?
Bu durum, ceza hukuku doktrininde tartışmalı bir konudur. Kural olarak, haksız tahrik indirimi, kasten işlenen suçlarda uygulanır. Failin iradesinin doğrudan veya dolaylı olarak neticeye yöneldiği durumlarda, haksız bir fiilin failin kusur yeteneğini azaltması mantığına dayanır. Olası kast, bir kast türü olduğu için, olası kastla işlenen suçlarda haksız tahrik uygulanabileceği Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Bilinçli taksir ise bir taksir türüdür ve failin neticeyi 'istemediği' kabul edilir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, taksirli suçlarda (basit veya bilinçli) haksız tahrik hükümleri uygulanamaz. Çünkü haksız tahrikteki 'tepki', kasti bir irade gerektirir. Dolayısıyla, bir eylem olası kastla işlenmişse, fail haksız tahrik indiriminden yararlanabilirken, aynı eylem bilinçli taksirle işlenmişse yararlanamaz. Bu durum, özellikle sınırda olan olaylarda (örn: trafikteki ölümlü tartışmalar), suçun nitelendirilmesinin, sanığın alacağı ceza miktarını haksız tahrik boyutuyla da dramatik bir şekilde değiştirmesine neden olur.