5237 sayılı TCK m. 21/2 ve m.22/3'ün gerekçelerinde, olası kast ile bilinçli taksiri ayırmak için kullanılan 'kabullenme' ve 'istememe' kriterleri, yazar tarafından neden 'pratikte çizilecek ince çizgi ile somut ölçütlere dayalı ayrışmanın yapılamayacağı' şeklinde eleştirilmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #48771

Yazar, bu eleştiriyi, iki kavram arasındaki ayrımın teoride net görünse de, uygulamada failin iç dünyasına ait bu sübjektif durumların ispatının neredeyse imkansız olmasına dayandırmaktadır. 'Kabullenme' (olası kast) ve 'istememe ama göze alma' (bilinçli taksir) arasındaki fark, failin zihnindeki son derece ince bir nüanstır. Bir hakimin veya mahkemenin, dış dünyaya yansıyan fiillerden yola çıkarak, failin o anda neticeyi 'kabullenip kabullenmediği' veya 'gerçekleşmeyeceğine güvenip güvenmediği' konusunda kesin bir sonuca varması son derece zordur. Yazar, bu ayrımın, uygulamada keyfi veya farklı kararlara yol açabileceğini, hakimin sübjektif değerlendirmesine aşırı derecede bağlı kaldığını ve bu nedenle 'hukuki güvenlik' ilkesini zedelediğini savunmaktadır. Örneğin, trafikte makas atarak ilerleyen bir sürücünün, bir kazaya ve ölüme neden olduğunda, neticeyi 'kabullenip kabullenmediği' veya 'becerisine güvenip güvenmediği' yönündeki tespit, büyük ölçüde bir varsayıma dayanacaktır. Bu nedenle yazar, bu ayrımın yapay olduğunu ve olası kastın aslında 'yoğunlaşmış bir taksir' türü olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.