Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi (TCK m.83) suçu ile 'görevi kötüye kullanma' (TCK m.257) suçu arasındaki ilişkiyi, garantörlük yükümlülüğü bulunan bir kamu görevlisi (örn: cankurtaran) açısından açıklayınız.
İki suç arasındaki temel ayrım, manevi unsurda ve neticenin ağırlığında yatmaktadır. Bir cankurtaranın, boğulmakta olan bir kişiyi kurtarma yükümlülüğü, TCK m.83/2-a anlamında 'sözleşmeden veya kanuni düzenlemeden' kaynaklanan bir garantörlük yükümlülüğüdür. 1) Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi (TCK m.83): Eğer cankurtaran, boğulan kişiyi kurtarmaması halinde öleceğini öngörür ve bu sonucu 'olursa olsun' diyerek kabullenirse (olası kast), eylemi TCK m.83'ü oluşturur. Burada failin iradesi, ölüm neticesini en azından göze almıştır. 2) Görevi Kötüye Kullanma (TCK m.257): Eğer cankurtaran, ihmali davranışıyla sadece görevinin gereklerine aykırı hareket etmiş, ancak bir ölüm veya yaralanma neticesi meydana gelmemişse veya meydana gelen ölüm/yaralanma neticesiyle davranışı arasında nedensellik bağı kurulamıyorsa ya da ölüm neticesi taksirle (örn: öngörememe) meydana gelmişse, eylemi TCK m.257 kapsamında kalabilir. TCK m.257'nin uygulanabilmesi için, görevin gereklerine aykırı davranış nedeniyle bir 'kişi mağduriyeti' veya 'kamu zararı' ya da 'kişilere haksız menfaat' sağlanması gerekir. Eğer ölüm neticesi taksirle meydana gelmişse, TCK m.85 (taksirle öldürme) uygulanır ve bu suç, TCK m.257'ye göre özel norm olduğundan öncelikli olarak tatbik edilir.