5237 sayılı TCK'ya göre, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki temel ayrım 'kabullenme' unsurudur. Bu unsurun varlığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.10.2010 tarihli kararında (motosiklet olayı) nasıl tespit edilmiştir? Sanığın eyleminin 'olursa olsun' düşüncesiyle yapıldığına nasıl ulaşılmıştır?
YCGK'nın 05.10.2010 tarihli, 2010/1-132 E. sayılı kararında 'kabullenme' unsuru, sanığın somut eylemlerinin niteliğinden ve ısrarından çıkarılmıştır. Karara konu olayda sanık, kendisine küfür ettiğini düşündüğü motosikletin peşine düşmüş, sağ şeritte önüne geçip yavaşlamış ve durdurmak istemiştir. Motosiklet kaçmaya çalışınca, bu kez arabasını sol şeride kırarak motosikletin yolunu kesmiştir. YCGK, sanığın bu eylemlerini değerlendirirken şu sonuca varmıştır: Sanığın amacı öldürmek değil, durdurmaktır. Ancak otomobilini, karayolunda hareket halindeki bir motosikleti durdurmak için bir 'alet' olarak kullanması, son derece tehlikeli ve öngörülebilir sonuçları olan bir davranıştır. Sanığın, motosikletin kaçma çabasına rağmen, tehlikeli manevralarına 'ısrarla' devam etmesi, olası bir ölüm neticesini sadece öngörmekle kalmadığını, bu sonucu 'göze aldığını' ve 'olursa olsun' düşüncesiyle hareket ettiğini göstermektedir. Bu ısrarlı ve tehlikeli takip, neticeye kayıtsız kalındığının ve 'kabullenildiğinin' somut bir göstergesi olarak kabul edilmiş ve eylem bilinçli taksir değil, olası kast olarak nitelendirilmiştir.