Bir trafik kazası sonrası, hem soruşturma aşamasında hem de kovuşturma aşamasında alınan bilirkişi raporları arasında, sanığın kusur oranına (asli/tali) ilişkin bir çelişki bulunmaktadır. YCGK'nın 2016/182 sayılı kararı ışığında, mahkemenin bu çelişkiyi gidermek için üçüncü bir bilirkişi raporu alması zorunlu mudur? Mahkemenin bu raporlardan birini hükmüne esas almasının hukuki dayanağı nedir?
Hayır, zorunlu değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.04.2016 tarihli, 2015/12-1149 E., 2016/182 K. sayılı kararında bu konu net bir şekilde açıklanmıştır. Karara göre, raporlar arasında olayın meydana geliş şekli gibi maddi olgulara ilişkin bir çelişki yoksa, sadece bu olgulardan varılan sonuç olan 'kusur oranı' (asli/tali) değerlendirmesindeki farklılık, yeni bir rapor alınmasını zorunlu kılmaz. Kusurun tespiti ve derecelendirilmesi, nihayetinde bilirkişinin değil, hakimin hukuki görevidir. Bilirkişi, teknik verileri ve maddi olguları saptar; hakim ise bu saptamalardan yola çıkarak hukuki bir sonuç olan kusurun varlığını ve derecesini takdir eder. Dolayısıyla mahkeme, dosyadaki maddi delillere (kaza tespit tutanağı, tanık beyanları, keşif tutanağı vb.) ve olayın oluş şekline daha uygun bulduğu raporu, gerekçesini kararında açıkça göstermek suretiyle hükmüne esas alabilir. Bu, hakimin delilleri serbestçe takdir etme (CMK m.217) yetkisinin bir sonucudur.