5237 sayılı TCK'nın 'Özel kanunlarla ilişki' başlıklı 5. maddesi ve Kabahatler Kanunu'nun 'Genel kanun niteliği' başlıklı 3. maddesi, 6112 sayılı Kanun'da düzenlenen idari ve adli yaptırımların uygulanmasında nasıl bir rol oynar? Özellikle 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesi bu özel kanun karşısında nasıl korunur?
TCK m.5, TCK'nın genel hükümlerinin (kast, taksir, teşebbüs, iştirak, ceza sorumluluğunun şahsiliği gibi) özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağını belirtir. Benzer şekilde, Kabahatler Kanunu m.3 de, bu kanunun genel hükümlerinin (sorumluluk, zamanaşımı vb.) idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren tüm fiiller hakkında uygulanacağını düzenler. Bu iki hüküm, özel kanunların, ceza hukukunun temel prensiplerinden keyfi olarak sapmasını önleyen bir 'güvence' işlevi görür. Makalede tartışılan 6112 sayılı Kanun m.6/4'ün medya hizmet sağlayıcısına objektif/kusursuz sorumluluk yüklediği şeklindeki yorum, bu güvence mekanizmasıyla çatışır. TCK m.20'deki 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ve Kabahatler Kanunu m.8'deki 'organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk' hükümleri, TCK m.5 ve KK m.3 yoluyla 6112 sayılı Kanun'daki yaptırımlar için de uygulanmalıdır. Bu, bir yayın kuruluşunun, kendi kusuru olmaksızın, bir konuğun fiilinden dolayı cezai veya idari olarak sorumlu tutulmasını engeller. Dolayısıyla, TCK ve KK'nın genel hükümleri, özel kanunlardaki düzenlemelerin ceza hukukunun evrensel ilkelerine uygun yorumlanmasını sağlar.