Anayasanın 138/1. maddesi ('Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler'), TCK'nın 3/1. maddesindeki 'orantılılık ilkesi' ve 61. maddesindeki 'cezanın belirlenmesi' kriterleri, bir sanığa verilecek cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesinde hakime nasıl bir yol gösterir?
Bu üç ilke, hakimin ceza tayinindeki takdir yetkisinin sınırlarını ve nasıl kullanılması gerektiğini belirler. TCK m.61, hakime temel cezayı belirlerken dikkate alacağı objektif ve sübjektif kriterleri (suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kastının yoğunluğu, amacı ve saiki vb.) sayar. Anayasa m.138/1, hakimin bu kriterleri uygularken kanuna, hukuka ve vicdani kanaatine göre hareket edeceğini belirtir. TCK m.3/1'deki orantılılık ilkesi ise, belirlenecek cezanın, işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı olması gerektiğini emreder. Bu ilkeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, hakim, bir sanığa alt sınırdan ceza verirken veya alt sınırdan uzaklaşırken keyfi davranamaz. Alt sınırdan uzaklaşmayı gerektiren somut ve makul gerekçeleri (örneğin, suçun işlenmesinde birden fazla nitelikli halin varlığı, failin özel kastının yoğunluğu, mağdurun uğradığı zararın büyüklüğü gibi) kararında açıkça göstermek zorundadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2021/3597 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, alt sınırdan makul düzeyde uzaklaşarak bir ceza belirlenmesi, ancak bu ilkelere uygun ve gerekçeli bir değerlendirme ile mümkündür. Aksi halde verilen ceza, orantısız ve keyfi olarak kabul edilebilir.