RTÜK'ün 19.12.2020 tarihli 'yayıncı kuruluşların muhtemel mağduriyetlerinin önüne geçilebilmesi için konuk olarak görüşlerine başvurulacak uzmanların seçiminde azami hassasiyetin gösterilmesi' gerektiğine dair duyurusu, medya hizmet sağlayıcılarının hukuki sorumluluğunu genişleten bir norm niteliği taşır mı? Bu duyurunun Anayasa'nın 28. maddesiyle güvence altına alınan basın hürriyeti üzerindeki olası etkileri nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #48604

Hayır, RTÜK'ün bu duyurusu, kanunla belirlenmiş olan hukuki sorumluluk çerçevesini genişleten bir norm niteliği taşımaz. 6112 sayılı Kanun m.6/2, RTÜK'ün düzenleyici tasarruflarının müdahale sayılmayacağını belirtse de, bu tasarruflar kanuna aykırı olamaz ve temel hak ve özgürlükleri kanunun çizdiği çerçevenin ötesinde sınırlayamaz. Bir 'duyuru', normlar hiyerarşisinde kanunun altında yer alır ve kanunla düzenlenen sorumluluk rejimini ağırlaştıramaz. Makalede de belirtildiği gibi, bu duyuru Anayasa'nın 28. maddesindeki basın hürriyeti ve 48. maddesindeki çalışma hürriyetini sınırlayıcı bir nitelik taşımaktadır. 'Azami hassasiyet' gibi soyut bir ifade, yayıncılar üzerinde bir baskı ve otosansür mekanizması yaratma riski taşır. Yayıncılar, herhangi bir eleştirel veya muhalif görüş bildiren konuğu davet etmekten, yaptırım korkusuyla kaçınabilirler. Bu durum, ifade ve basın hürriyetini daraltır ve kamuoyunun farklı görüşleri duyma hakkını zedeler. Dolayısıyla duyuru, bağlayıcı bir hukuk normu değil, bir tavsiye veya görüş açıklaması olarak değerlendirilmelidir.