Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2017/17396 E. sayılı kararında, Suriye uyruklu şüphelinin kimlik bilgilerinin beyana ve ibraz ettiği kimlik belgesine dayanılarak iddianameye yazılmasına rağmen, mahkemenin 'şüphelinin açık kimlik bilgileri ve adresinin yazılmadığı, kimliğinin tereddüde neden olmaksızın tespit edilmeden kamu davası açılamayacağı' gerekçesiyle iddianameyi iade etmesi nasıl değerlendirilmiştir? Ülkeler arası diplomatik ilişkilerin durumu bu değerlendirmede etkili olmuş mudur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #47102

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2017/17396 E., 2018/53 K. sayılı kararında, Suriye uyruklu şüphelinin tercümanla alınan kolluk beyanında kimlik bilgilerini (ad-soyad, ana-baba adı, doğum tarihi ve yeri vb.) beyan ettiği, bu bilgilerle uyumlu Suriye kimlik belgesini ibraz ettiği ve bir suretinin dosyada bulunduğu, ayrıca parmak izlerinin APFİS sisteminde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Buna rağmen yerel mahkeme, şüphelinin açık kimlik bilgileri ve adresinin yazılmadığı, kimliğinin tereddüde neden olmaksızın tespit edilmeden kamu davası açılamayacağı gerekçesiyle iddianameyi iade etmiştir. Yargıtay, bu iade kararını hukuka aykırı bulmuştur. Gerekçesinde, CMK m. 170/3-a'nın şüphelinin kimliğinin iddianamede yer almasını aradığını, ancak şüphelinin kimliğinin resmi bir belge ile ispatının zorunlu olmadığını, aksine bir iddia veya tespit bulunmaması durumunda şüphelinin kimliği ile ilgili tutarlı beyanına dayanılarak iddianame düzenlenebileceğini belirtmiştir. Kararda ayrıca, AİHM Yasak/Türkiye kararında da atıf yapılan, komşu ülke Suriye'deki mevcut durum nedeniyle Şam Büyükelçiliğimizin faaliyetlerinin durdurulması ve diplomatik ilişkilerin kısıtlı olması nedeniyle Suriye'ye yönelik adli yardımlaşma taleplerine ara verildiği, bu nedenle şüphelinin resmi kimlik bilgisinin diplomatik yazışmalarla belirlenmesinin fiilen olanaksız olduğu vurgulanmıştır. Bu durumun, ülkemizde suç işleyen ancak vatandaşı olduğu ülkede karışıklık/savaş nedeniyle diplomatik ilişki kurulamayan şüpheliler hakkında dava açılamaması ve eylemlerinin zamanaşımıyla düşmesi sonucunu doğuracağı belirtilmiştir. Sonuç olarak Yargıtay, mevcut delillerle (beyan, ibraz edilen kimlik, parmak izi) şüphelinin kimliğinin yeterince belirlendiğini, resmi nüfus kaydının temininin zorunlu olmadığını ve diplomatik imkansızlıklar da gözetildiğinde iade kararının yerinde olmadığını belirterek, itirazın reddine ilişkin mercii kararının kanun yararına bozulmasına karar vermiştir. Bu, özellikle yabancı uyrukluların kimlik tespitinde pratik zorluklar ve adil yargılanma dengesi açısından önemli bir karardır.