AİHM Yasak/Türkiye kararında (§ 100), başvuranın Çorum Ceza İnfaz Kurumundaki tutukluluk koşullarına ilişkin iç hukuk yolları tüketilip tüketilmediği değerlendirilirken, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru dışındaki yolların (infaz hakimliğine başvuru, hukuk mahkemelerinde tazminat davası) etkinliği nasıl yorumlanmıştır? İlgilinin 17 Aralık 2020 tarihli 'koşullardan memnun olduğu' beyanı bu değerlendirmeyi etkilemiş midir?
AİHM Yasak/Türkiye kararında (§ 100), başvuranın Çorum Ceza İnfaz Kurumundaki tutukluluk koşullarına ilişkin iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği değerlendirilirken, Hükümetin ileri sürdüğü çeşitli başvuru yolları incelenmiştir. Mahkeme, İlerde ve diğerleri/Türkiye kararına atıfla, Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuru hariç olmak üzere, Türk hukukunun o dönemde (başvurunun yapıldığı tarih itibarıyla) tutukluluk koşullarından şikayetçi olan bir kişiye etkili bir önleyici ve/veya telafi edici hukuk yolu sunup sunmadığı konusunda yeterli bir kesinlik derecesiyle sonuca varılamadığını belirtmiştir. Başvuranın infaz hakimliğine ve devamında ağır ceza mahkemesine yaptığı başvuruların (önleyici yol denemeleri) koşullarda bir iyileşme sağlamadığı, Anayasa Mahkemesi'nin ise bireysel başvuruyu (Mehmet Hanifi Baki kararına atıfla) açıkça dayanaktan yoksun bulduğu hatırlatılmıştır. Hukuk mahkemeleri önündeki tazminat talebinin ise (telafi edici yol) o dönemdeki içtihatlar ışığında başarı şansı sunmadığı ve uygun bir yol olmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle, Hükümetin bu yolların tüketilmediği yönündeki itirazı reddedilmiştir. Başvuranın 17 Aralık 2020 tarihli, 'nakil teklifini reddederek tutukluluk koşullarından memnun olduğunu' belirten yazısı, AİHM'in bu değerlendirmesini temelden etkilememiştir. Mahkeme, bu beyanın başvurunun AİHM'e yapılmasından sonra (2 Nisan 2020) verildiğini not etmiş ve 'tutukluluk koşullarının mevcut başvurunun yapılmasının ardından büyük ölçüde iyileştiğinin varsayılabilmesine rağmen, bu başvurunun sunulduğu tarihte, ilgilinin halen Çorum Ceza İnfaz Kurumunda tutulması nedeniyle mevcut davada farklı bir şekilde karar vermek için herhangi bir neden görmemektedir' demiştir. Yani, AİHM, iç hukuk yollarının etkinliğini başvurunun yapıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirmiş ve sonradan gelen bu beyanı, o tarihteki yol tüketilmemesi itirazını haklı kılacak bir unsur olarak görmemiştir. Ancak bu beyan, esasa ilişkin değerlendirmede (3. maddenin ihlal edilip edilmediği) zımnen koşulların iyileşmiş olabileceğine bir karine teşkil etmiş olabilir.