AİHM Yasak/Türkiye kararında, başvuranın FETÖ/PDY üyeliği suçundan mahkumiyetine dayanak olarak gösterilen 'Bank Asya'ya para yatırma' ve 'sosyal sigorta primlerinin örgüte bağlı bir şirket tarafından ödenmesi' gibi eylemlerin, Sözleşme'nin 7. maddesi açısından tek başlarına mahkumiyet gerekçesi olup olamayacağı nasıl değerlendirilmiştir? Bu tür eylemlerin delil olarak kullanılmasındaki AİHM yaklaşımı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #47092

AİHM Yasak/Türkiye kararında (bk. § 166-167), başvuranın mahkumiyetinde delil olarak kullanılan 'Bank Asya'ya para yatırma' ve 'sosyal sigorta primlerinin örgüte bağlı olduğu iddia edilen özel bir şirket tarafından ödenmesi' gibi eylemlerin, tek başlarına bir terör örgütü üyeliği suçundan mahkumiyete dayanak oluşturamayacağı kabul edilmiştir. Mahkeme, bu tür eylemlerin gerçekleştirildikleri sırada görünürde yasal olduğunu ve bu nedenle yasallık karinesinden yararlandığını belirtmiştir. AİHM, daha önceki Taner Kılıç (no. 2) ve Yüksel Yalçınkaya kararlarına atıfla, bu nitelikteki eylemlerin bir suç şüphesi veya mahkumiyet için temel oluşturması konusundaki şüphelerini yinelemiştir. Bunların 'dolaylı basit unsurlar' olduğu ifade edilmiştir. Ancak AİHM, Yasak davasında bu unsurların yargılamanın sonucu üzerinde 'çok sınırlı bir etkiye' sahip olduğunu gözlemlemiştir. Ulusal mahkemelerin bu eylemlere, başvuranın zaten diğer delillerle (tanık ifadeleri, örgütün gizli yapısındaki konumu ve faaliyetleri vb.) desteklenen örgüt üyeliği sonucunu 'desteklemek' amacıyla başvurduğunu belirtmiştir. Yani, bu eylemler mahkumiyetin ana veya tek dayanağı değil, var olan diğer güçlü delilleri teyit edici veya tamamlayıcı unsurlar olarak değerlendirilmiştir. AİHM'in genel yaklaşımı, yasal görünümlü faaliyetlerin suç isnadında veya mahkumiyette kullanılmasında son derece dikkatli olunması gerektiği yönündedir. Bu tür eylemler ancak, kişinin yasadışı bir amaçla (örneğin, bir terör örgütünün hedeflerini bilerek ve isteyerek desteklemek amacıyla) hareket ettiğini gösteren diğer somut ve ikna edici delillerle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanabilir. Tek başlarına, özellikle suçun manevi unsurunu (kast) kanıtlamada yetersiz kalırlar ve Sözleşme'nin 7. maddesi açısından öngörülebilirlik sorunları yaratabilirler.