HMK m. 114/1(ç) 'Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması' bir dava şartıdır. Kesin yetki halleri nelerdir ve bu durumun dava şartı olarak düzenlenmesinin önemi nedir? Kesin yetki olmayan hallerde yetkisizlik nasıl ileri sürülür ve sonuçları nelerdir?
Kesin yetki, kanunda açıkça belirli bir yer mahkemesinin (veya mahkemelerinin) münhasıran yetkili kılındığı ve tarafların anlaşmasıyla dahi değiştirilemeyen yetki türüdür. HMK'da ve özel kanunlarda kesin yetki halleri düzenlenmiştir. Örneğin, taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi (HMK m. 12), özel hukuk tüzel kişilerinin ortaklık veya üyelik ilişkileriyle ilgili davalarda tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi (HMK m. 14/2), can sigortalarında sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi (HMK m. 15/2) kesin yetkilidir. Kesin yetkinin dava şartı olarak düzenlenmesinin önemi, bu yetki kuralının kamu düzenine ilişkin olmasıdır. Bu nedenle mahkeme, kesin yetkili olup olmadığını davanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) inceler ve taraflar da her zaman ileri sürebilir. Kesin yetki yoksa, mahkeme davayı usulden reddeder (HMK m. 115/2). Kesin yetkinin olmadığı hallerde yetki, kural olarak bir ilk itirazdır (HMK m. 116/1-a). Davalı, cevap süresi içinde yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir (HMK m. 19/2, 4). Davalı süresinde yetki itirazında bulunursa ve mahkeme de yetkisiz olduğuna karar verirse, dosyayı yetkili mahkemeye gönderir (HMK m. 20), davayı usulden reddetmez. Kesin yetki dava şartı iken, kesin olmayan yetki bir ilk itirazdır ve sonuçları farklıdır.