AİHM Yasak/Türkiye kararında, başvuranın Sözleşme'nin 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz) kapsamındaki şikayetleri, FETÖ/PDY'nin 'terör örgütü' olarak nitelendirilmesinin öngörülebilirliği ve başvuranın eylemlerinin yasal olduğu iddiaları temelinde nasıl incelenmiştir? Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya kararından hangi noktalarda farklı bir değerlendirme yapmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #47054

AİHM Yasak/Türkiye kararında, Sözleşme'nin 7. maddesi bağlamında başvuranın şikayetleri iki temelde incelenmiştir: 1) FETÖ/PDY'nin başvuranın eylemlerini gerçekleştirdiği iddia edilen tarihte (2011-2014) 'silahlı terör örgütü' olarak nitelendirilip nitelendirilmediği ve bu nitelendirmenin öngörülebilir olup olmadığı; 2) Başvuranın mahkumiyetine neden olan eylemlerin yasal olup olmadığı. AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararında olduğu gibi, FETÖ/PDY'nin başvuranın eylemleri sırasında iç hukukta kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla 'terör örgütü' olarak nitelendirilmemiş olmasının tek başına 7. madde ihlali için yeterli olmadığını belirtmiştir. Önemli olanın, TCK m. 314/2'nin ve ilgili içtihatların suçun maddi ve manevi unsurları açısından yeterince öngörülebilir olup olmadığıdır. Mahkeme, başvuranın yasal eylemlerden mahkum edildiği iddiasını reddetmiştir. Başvuranın örgütün gizli yapılanması içinde öğrencilerin örgüte kazandırılması, ideolojinin yayılması gibi faaliyetlerde bulunduğunu, bu faaliyetlerin yasal bir örgüt çerçevesinde değil, kamu kurumlarına sızmayı ve yasadışı yöntemlere (sınav sorularını ele geçirme vb.) başvurmayı amaçlayan bir yapı içinde yürütüldüğünü belirtmiştir. Bank Asya'ya para yatırma ve örgüte bağlı şirkette çalışma gibi eylemlerin ise tek başına mahkumiyet gerekçesi olamayacağını, ancak diğer delilleri destekleyici nitelikte olduğunu kabul etmiştir. Yüksel Yalçınkaya kararından temel fark, Yasak davasında mahkumiyetin sadece ByLock kullanımına değil, tanık ifadeleri, HTS kayıtları gibi daha geniş bir delil yelpazesine ve başvuranın örgütün gizli yapılanmasındaki hiyerarşik konumuna ve faaliyetlerine dayanmasıdır. AİHM, ulusal mahkemelerin, başvuranın örgütün gizli yapısı içinde yönetici konumunda faaliyet gösterdiğini ve bu nedenle örgütün amaç ve yöntemlerinden haberdar olduğunu (mens rea) tespit ettiğini, bu yorumun TCK m. 30 (hata) ve Yargıtay içtihadıyla uyumlu, öngörülebilir bir yorum olduğunu ve suçun özüyle tutarlı olduğunu belirterek 7. madde ihlali olmadığına karar vermiştir.