AİHM Yasak/Türkiye kararında, başvuranın FETÖ/PDY üyeliğinden mahkumiyetinin Sözleşme'nin 7. maddesine uygunluğu değerlendirilirken, Anayasa Mahkemesi'nin Adnan Şen (2018/8903) kararına atıf yapılmıştır. Adnan Şen kararında, FETÖ/PDY'nin mahkeme kararıyla terör örgütü olarak nitelendirilmesinden önceki eylemlerin üyelik suçuna delil olup olamayacağı konusunda nasıl bir denge kurulmaya çalışılmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #47041

AİHM Yasak/Türkiye kararında atıf yapılan Anayasa Mahkemesi'nin Adnan Şen kararında, FETÖ/PDY'nin mahkeme kararıyla (Yargıtay CGK'nın 2017 tarihli kararı gibi) terör örgütü olarak nitelendirilmesinden önceki eylemlerin, silahlı terör örgütü üyeliği suçuna delil teşkil edip edemeyeceği meselesi ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi bu konuda şu dengeyi kurmaya çalışmıştır: 1. **Örgütün Bilinirliği ve Hata Hükmü (TCK m. 30):** FETÖ/PDY'nin uzun yıllar toplumun önemli bir kesimi tarafından dini bir grup veya sivil toplum hareketi olarak algılandığı, yasadışı niteliğinin yaygın olarak bilinmediği kabul edilmiştir. Bu nedenle, bir sanığın örgütün gerçek (terörist) niteliğinden habersiz olduğunu iddia etmesi durumunda, bu iddianın TCK m. 30'daki 'hata' hükmü kapsamında, kişinin örgütteki konumu ve eylemlerinin niteliği dikkate alınarak incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. 2. **Eylemlerin Niteliği ve Örgütsel Bağlantı:** Devletin farklı kademelerinde ve toplumda örgütün faaliyetleri suçlamalara konu olmaya başlamadan (özellikle 2013 sonrasında kamuoyunda belirginleşen olaylardan) önceki dönemde işlenen eylemlerin, nitelikleri ve içerikleri itibarıyla, somut olay ve olgularla desteklenmedikçe, salt örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Yani, bir eylemin örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilebilmesi için, o eylemin terör örgütünün amaçlarına hizmet etmek için ve örgütle ilişki çerçevesinde işlendiğinin somut delillerle ortaya konması gerekir. 3. **Yargısal Kararın Geriye Yürümezliği İlkesiyle Dengelenme:** Bir örgütün sonradan mahkeme kararıyla terör örgütü olarak nitelendirilmesi, bu nitelendirmeden önceki tüm eylemlerin otomatik olarak suç teşkil edeceği anlamına gelmez. Ancak, örgütün kuruluşundan veya suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren, amaç ve yöntemlerini bilerek ve isteyerek örgüte katılanların cezai sorumluluğu doğabilir. Önemli olan, kişinin eylemi işlediği sırada örgütün yasadışı amaçlarından ve yöntemlerinden haberdar olup olmadığı ve bu amaçlar doğrultusunda hareket edip etmediğidir. Anayasa Mahkemesi, bu dengeyle hem 'kanunsuz suç ve ceza olmaz' ilkesini korumayı hem de bir örgütün sonradan terörist niteliğinin ortaya çıkması durumunda, bu niteliği bilerek hareket edenlerin cezasız kalmamasını sağlamayı amaçlamıştır. (AİHM Yasak/Türkiye, §§ 80-85; AYM, Adnan Şen, B. No: 2018/8903, 15/4/2021)