AİHM Yasak/Türkiye kararında, başvuranın FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle mahkumiyetinin Sözleşme'nin 7. maddesine uygunluğu denetlenirken, Venedik Komisyonu'nun TCK m. 314'e ilişkin görüşüne (CDL-AD(2016)002) atıfta bulunulmuştur. Venedik Komisyonu'nun bu maddeyle ilgili temel endişesi neydi ve bu endişe 'öngörülebilirlik' ilkesiyle nasıl bağlantılıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #47029

AİHM Yasak/Türkiye kararında atıf yapılan Venedik Komisyonu'nun TCK m. 314'e (silahlı örgüte üye olma) ilişkin görüşünde (CDL-AD(2016)002) temel endişe, bu maddenin uygulanmasında ulusal mahkemelerin bazen çok zayıf delil unsurlarına dayanarak kişileri silahlı örgüte üye olmaktan mahkum edebilmesi ve bu durumun maddenin uygulanmasının 'öngörülebilirliğine' ilişkin sorunlar yaratmasıdır. Venedik Komisyonu, TCK m. 314'ün uygulanması kapsamında, çok zayıf delillere dayanan mahkumiyet kararlarının Sözleşme'nin 7. maddesiyle bağdaşmayabileceğini, zira bu maddenin ceza hukukunun benzetmeler yoluyla veya aşırı geniş bir şekilde sanık aleyhine yorumlanmaması gerektiği ilkesini içerdiğini belirtmiştir. Silahlı örgüte üyeliğe ilişkin her türlü iddianın, makul şüpheye yer bırakmayacak, ikna edici unsurlara dayanması gerektiği vurgulanmıştır. Bu endişe, 'öngörülebilirlik' ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır. Eğer bir kanun maddesi (TCK m. 314) uygulamada çok geniş ve belirsiz delillere dayanılarak yorumlanıyorsa, bireyler hangi eylemlerinin bu suç kapsamına gireceğini ve cezai sorumluluk doğuracağını makul bir kesinlikle öngöremezler. Bu durum, kanunun keyfi uygulanması riskini artırır ve hukuki belirlilik ilkesini zedeler. AİHM de Yasak kararında, ulusal mahkemelerin TCK m. 314'ü uygularken vardığı sonucun, suçun özüyle tutarlı ve makul ölçüde öngörülebilir olup olmadığını incelemiştir. (AİHM Yasak/Türkiye, § 92; Venedik Komisyonu Görüşü CDL-AD(2016)002, §§ 100-105; Sözleşme m. 7)