AİHM Yasak/Türkiye kararında, başvuranın FETÖ/PDY üyeliği suçunun 'manevi unsuru' (mens rea) açısından yapılan değerlendirmede, Anayasa Mahkemesi'nin ve Yargıtay'ın 'hata' (TCK m. 30) ve örgüt içindeki 'hiyerarşik konum' ile ilgili içtihatları nasıl bir rol oynamıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #46998

AİHM Yasak/Türkiye kararında, suçun manevi unsurunun (kastın) varlığı incelenirken Türk yargı organlarının yaklaşımı ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına göre, FETÖ/PDY gibi başlangıçta meşru bir sivil toplum hareketi gibi görünen, ancak sonradan terör örgütü olduğu iddia edilen yapılarda, kişinin örgütün gerçek (yasadışı) amacını ve yöntemlerini bilip bilmediği önem taşır. Eğer sanık, örgütün terörist niteliğinden habersiz olduğunu iddia ederse, bu iddianın TCK m. 30 (hata) kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay, örgütün piramit yapısındaki konuma göre (özellikle alt katmanlardaki üyeler için) bu 'hata' iddiasının geçerli olabileceğini kabul etmiştir. Ancak, kişinin örgütün hiyerarşisinde yer aldığı, örgütün amaçlarına ulaşmayı hedefleyen sürekli, çeşitli ve yoğun faaliyetler yürüttüğü ve belirli bir pozisyonda olduğu (somut olayda başvuranın bölge talebe mesulü olması gibi) tespit edildiğinde, sanığın örgütün amaç ve yöntemlerinden haberdar olduğu kabul edilir. AİHM, Yasak davasında ulusal mahkemelerin, başvuranın örgütün gizli yapısı içindeki yönetici konumu ve faaliyetleri nedeniyle kast unsurunun varlığını ortaya koyduğunu, bu değerlendirmenin ceza hükmünün öngörülebilir bir yorumu olduğunu ve Sözleşme'nin 7. maddesini ihlal etmediğini belirtmiştir. (AİHM Yasak/Türkiye, §§ 169-179; TCK m. 30, TCK m. 314)