AİHM Yasak/Türkiye kararında, başvuranın FETÖ/PDY üyeliğinden mahkumiyeti Sözleşme'nin 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz) açısından incelenirken, 'öngörülebilirlik' ilkesi nasıl ele alınmıştır? Özellikle, eylemlerin işlendiği tarihte örgütün 'terör örgütü' olarak nitelendirilmemiş olması nasıl değerlendirilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #46923

AİHM Yasak/Türkiye kararında, Sözleşme'nin 7. maddesi açısından öngörülebilirlik ilkesi merkezi bir rol oynamıştır. Başvuran, eylemlerinin işlendiği iddia edilen 2011-2014 yıllarında FETÖ/PDY'nin henüz Türk mahkemelerince kesin olarak 'silahlı terör örgütü' olarak nitelendirilmediğini, bu nedenle mahkumiyetinin öngörülemez olduğunu iddia etmiştir. AİHM, Yalçınkaya kararını hatırlatarak, bir örgütün sonradan terör örgütü olarak nitelendirilmesinin, üyelerinin bu nitelendirmeden önceki davranışlarından dolayı cezai sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmayacağını belirtmiştir. Önemli olan, kişinin eylemleri işlediği sırada, ilgili ulusal hukukun (TCK m. 314/2, Terörle Mücadele Kanunu ve Yargıtay içtihadı) ve örgütün amaç ve yöntemlerinin, eylemlerinin bir terör örgütü üyeliği suçunu oluşturabileceğini makul ölçüde öngörmesine imkan tanıyıp tanımadığıdır. Mahkeme, başvuranın örgütün gizli yapısı içinde yönetici pozisyonunda yürüttüğü yoğun, çeşitli ve sürekli faaliyetler (öğrenci evleri sorumluluğu, kod adı kullanımı vb.) göz önüne alındığında, TCK m. 314/2'nin ulusal mahkemelerce yapılan yorumunun geniş olmadığını, suçun özüyle tutarlı ve makul ölçüde öngörülebilir bir sonuca yol açtığını değerlendirmiş ve Sözleşme'nin 7. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir. (AİHM Yasak/Türkiye, §§ 150-181; Yüksel Yalçınkaya/Türkiye [BD])