Bir sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmü, Yargıtay tarafından 'sanığa atılı suç için zorunlu müdafi tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla karar verilmesi' (CMK m. 150/3) gerekçesiyle bozulmuştur. Bu bozma nedeni, ceza muhakemesinin hangi temel ilkesinin ihlaline dayanmaktadır ve neden Yargıtay tarafından esasa girilmeksizin mutlak bir bozma sebebi olarak kabul edilmektedir?
Bu bozma nedeni, Anayasa m. 36 ve AİHS m. 6'da güvence altına alınan 'adil yargılanma hakkı'nın en temel unsurlarından biri olan 'savunma hakkı'nın ihlaline dayanmaktadır. CMK m. 150/3, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, sanığın müdafii bulunmuyorsa, istemi aranmaksızın kendisine bir müdafi görevlendirilmesini 'zorunlu' kılar. Bu, 'zorunlu müdafilik' kurumudur. Bu kuralın ihlal edilerek yargılama yapılması, Yargıtay tarafından esasa girilmeksizin 'mutlak bir bozma sebebi' olarak kabul edilir. Bunun nedenleri şunlardır: 1. Savunma Hakkının Özünün Zedelenmesi: Zorunlu müdafilik, kanun koyucunun, belirli ağırlıktaki suçlarda, sanığın hukuki bilgi eksikliği nedeniyle kendini yeterince savunamayacağını ve bu durumun adil bir yargılamayı engelleyeceğini baştan kabul etmesidir. Bu tür ciddi suçlamalarla karşı karşıya olan bir kişinin, profesyonel bir hukuki yardım almadan yargılanması, iddia makamı karşısında tamamen savunmasız kalması anlamına gelir. Bu, savunma hakkının şeklen değil, 'etkin' bir şekilde kullanılmasını engelleyen, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur. 2. Silahların Eşitliği İlkesinin Ağır İhlali: Karşısında devletin tüm olanaklarına sahip profesyonel bir iddia makamı (Cumhuriyet savcısı) bulunan, hukuki bilgiden yoksun bir sanığın, bir müdafiin yardımı olmadan yargılanması, silahların eşitliği ilkesini temelden bozar. Bu durum, adil bir 'yarışma' olmasını engeller. 3. Geriye Dönülmez ve Telafi Edilemez Nitelik: Yargılama boyunca müdafiin yapabileceği işlemler (delil toplama talepleri, tanıklara soru sorma, usuli itirazlar, etkili bir esasa ilişkin savunma yapma vb.) sonradan telafi edilemez. Yargılama bittikten sonra, 'keşke müdafii olsaydı şunları yapardı' demek mümkün değildir. Savunmanın yokluğunda yapılan tüm yargılama süreci sakatlanmıştır. Bu nedenle, hukuka aykırılığın sonradan giderilmesi mümkün olmadığından, tek çözüm kararın bozulması ve yargılamanın müdafi huzurunda yeniden yapılmasıdır. Bu nedenlerle Yargıtay, zorunlu müdafi atanmadan yapılan bir yargılamayı, adil yargılanma hakkının en temel güvencesinden yoksun, baştan sona sakat bir yargılama olarak görür ve esasa ilişkin hiçbir değerlendirme yapmadan, sırf bu usuli nedenle hükmü bozar.