Anayasa Mahkemesi, 'Ford Motor Company' başvurusunda, içtihat farklılığından doğan hukuki belirsizliğin 'mülkiyet hakkı' yönünden ihlal kararı vermiştir. Normalde içtihat farklılıklarının 'adil yargılanma hakkı' kapsamında incelendiği göz önüne alındığında, AYM'nin bu davada neden maddi bir hak olan mülkiyet hakkı üzerinden bir ihlal tespiti yaptığını, 'müdahalenin kanuniliği' unsuru çerçevesinde açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #45657

Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılıklarını kural olarak 'adil yargılanma hakkı' (Anayasa m. 36) ve bunun bir unsuru olan 'hukuki belirlilik' ilkesi kapsamında inceler. Ancak 'Ford Motor Company' kararında olduğu gibi bazı istisnai durumlarda, içtihat farklılığının yarattığı sorun o kadar derinleşir ki, artık sadece usuli bir güvence olan adil yargılanma hakkını değil, davanın konusunu oluşturan 'maddi hakkın' kendisini de ihlal eder hale gelir. AYM'nin bu davada mülkiyet hakkı üzerinden ihlal kararı vermesinin nedeni, 'müdahalenin kanuniliği' unsurunun sağlanamamasıdır. Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlüklere (mülkiyet hakkı da dahil) yapılacak bir müdahalenin üç temel şartı vardır: kanunla öngörülme, meşru bir amaca dayanma ve ölçülü olma. 'Kanunla öngörülme' şartı, sadece müdahalenin bir kanun hükmüne dayanmasını değil, aynı zamanda bu kanun hükmünün 'belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir' olmasını gerektirir. Bir kanun hükmü hakkında yüksek mahkemenin daireleri arasında derin ve istikrar kazanmış bir içtihat farklılığı varsa, o kanun hükmü artık 'öngörülebilir' olma niteliğini yitirir. Vatandaş veya şirket, aynı hukuki durumda, hangi mahkemeye düşeceğine bağlı olarak tamamen zıt sonuçlarla karşılaşabileceğini bilir. Bu durumda, davranışını hangi içtihada göre yönlendireceğini bilemez hale gelir. Kanun, bireyin davranışını yönlendirme gücünü kaybeder. Ford Motor Company davasında, muhtemelen bir vergi veya mülkiyeti etkileyen başka bir düzenlemeye ilişkin olarak Yargıtay'ın (veya Danıştay'ın) farklı dairelerinin tamamen çelişkili kararları mevcuttu. AYM, bu derin içtihat farklılığı nedeniyle ilgili kanun hükmünün artık 'öngörülebilir bir kanun' olma vasfını yitirdiğine ve dolayısıyla bu 'öngörülemez' kanuna dayanılarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin 'kanunilik' şartını taşımadığına karar vermiştir. Bu, usuli bir sorunun (içtihat farklılığı), maddi hakkın özünü (mülkiyet hakkı) ihlal ettiği bir durumdur ve AYM'nin bu nedenle doğrudan maddi hak üzerinden bir ihlal tespiti yapmasını haklı kılmıştır.