Bir Cumhuriyet savcısı, CMK m. 216/1'de öngörülen delil tartışması sırasını ihlal ederek, katılan vekilinden sonra değil de önce esas hakkında mütalaasını sunmuştur. Bu durumun hukuki sonucu nedir? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 06.12.2011 tarihli kararında belirtilen 'usul ve yasaya aykırı uygulama' tespitinin temelini oluşturan ceza muhakemesi prensibini açıklayınız.
Bu durumun hukuki sonucu, CMK m. 216/1'deki emredici usul kuralına aykırılık nedeniyle, Yargıtay tarafından kararın başka bir yönü incelenmeksizin 'bozulması'dır. YCGK'nın 06.12.2011 tarihli kararında da belirtildiği gibi, bu bir 'usul ve yasaya aykırı uygulamadır'. Bu tespitin temelini oluşturan ceza muhakemesi prensibi, 'çelişmeli yargılama' (müzakere) ilkesinin bir gereği olan 'iddianın savunmadan önce pozisyon alması' zorunluluğudur. CMK m. 216/1'deki sıra tesadüfi değildir ve şu mantığa dayanır: 1. Mağdurun (Katılanın) Beyanı: Yargılamada öncelikle, suçtan zarar gören taraf olan katılanın veya vekilinin, toplanan deliller hakkındaki görüşleri ve talepleri alınır. Bu, olayın mağdur perspektifinden nasıl görüldüğünün ortaya konulmasıdır. 2. İddia Makamının Mütalaası: Daha sonra, kamu adına iddia görevini yürüten Cumhuriyet savcısı, hem toplanan delilleri hem de katılanın beyanlarını dikkate alarak, dosyanın bütününe ilişkin nihai hukuki değerlendirmesini ve talebini (beraat, mahkumiyet, hangi maddelerin uygulanacağı vb.) içeren esas hakkında mütalaasını sunar. Bu, 'iddianın' son ve bütüncül halidir. 3. Savunma Makamının Savunması: En son olarak, savunma makamı (sanık ve müdafii), hem katılanın beyanlarını hem de iddia makamının tüm delilleri ve mütalaasını, yani kendisine yöneltilen iddianın tamamlanmış halini gördükten sonra, bunlara karşı savunmasını yapar. Savcının, katılana söz verilmeden önce mütalaasını sunması, bu mantıksal ve adil akışı bozar. Savcı, katılanın delillere ilişkin nihai yorumunu ve taleplerini duymadan bir mütalaa oluşturmuş olur. Bu durum, iddia makamının, davanın önemli bir tarafının görüşlerini değerlendirmeden pozisyon alması anlamına gelir ki bu, eksik bir iddiadır. Savunma makamı da, katılanın beyanları sonrası savcının görüşünün değişip değişmeyeceğini bilmeden savunma yapmak zorunda kalabilir. Bu nedenle, kanunda öngörülen bu emredici sıraya uyulmaması, çelişmeli yargılama ilkesini zedeler ve Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilir.