6306 sayılı Kanun'un 3. maddesi, riskli yapıların tespitinde idareye (belediyeler) doğrudan 'yapı maliklerine süre verme' yetkisi tanımamaktadır. Ancak Uygulama Yönetmeliği'nin 7/2-b maddesi bu yönde yorumlanarak belediyeler tarafından kullanılmaktadır. Bu durumun 'normlar hiyerarşisi' açısından yarattığı sorunu, Anayasa'nın 124. maddesi bağlamında açıklayınız. Kanunla verilmeyen bir yetkinin yönetmelikle tanınmasının hukuki sonuçları ne olur?
Bu durum, Anayasa'nın 124. maddesinde somutlaşan 'normlar hiyerarşisi' ilkesinin açık bir ihlalidir. Normlar hiyerarşisi, hukuk kurallarının Anayasa başta olmak üzere astlık-üstlük ilişkisi içinde sıralanmasıdır. Bu hiyerarşiye göre, daha altta yer alan bir norm (yönetmelik), kendisinden üstte yer alan bir norma (kanun) aykırı olamaz. Anayasa'nın 124. maddesi, '...bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler' diyerek bu ilkeyi açıkça hükme bağlamıştır. Somut olaydaki sorun şudur: - Üst Norm (Kanun): 6306 sayılı Kanun'un 3. maddesi, 'riskli yapı tespiti için maliklere süre verme' yetkisini münhasıran Bakanlığa vermiştir. Kanun, idareye (belediyeye) böyle bir yetki tanımamıştır. - Alt Norm (Yönetmelik): Uygulama Yönetmeliği'nin 7/2-b maddesi, kanunda olmayan bir yetkiyi yaratarak veya kanundaki yetki dağılımını değiştirerek belediyelere de bu yetkiyi kullanma imkanı verecek şekilde yorumlanmaktadır. Bu durum, yönetmeliğin kanuna aykırı bir hüküm içermesi veya o şekilde yorumlanması anlamına gelir ki bu, normlar hiyerarşisine aykırıdır. Hukuki Sonuçları: 1. İşlemin Sakatlığı: Yönetmeliğin kanuna aykırı hükmüne veya yorumuna dayanılarak belediye tarafından yapılan 'süre verme' işlemi, yetki unsuru açısından hukuka aykırıdır (sakatlanmıştır). 2. İptal Edilebilirlik: Bu işleme karşı, yapı malikleri tarafından İdare Mahkemesi'nde açılacak bir iptal davasında, işlemin hukuki dayanağının (Yönetmelik hükmünün Kanuna aykırılığı) ve yetkisizliğin tespitiyle işlemin iptal edilmesi kuvvetle muhtemeldir. 3. Yönetmeliğin İptali: Daha köklü bir çözüm olarak, Yönetmeliğin bu hükmünün kanuna aykırı olduğu iddiasıyla Danıştay'da doğrudan bir iptal davası açılabilir. Eğer Danıştay yönetmelik hükmünü iptal ederse, bu hükme dayanılarak yapılan tüm benzer işlemler hukuki dayanaktan yoksun kalır. Sonuç olarak, kanunla verilmeyen bir yetki yönetmelikle tanınamaz. Bu şekilde tesis edilen idari işlemler, hukuka aykırı olup iptale tabidir. Metinde de belirtildiği gibi, çözüm yönetmelik yorumlarıyla değil, 6306 sayılı Kanun'da değişiklik yapılarak belediyelere bu yetkinin açıkça verilmesiyle sağlanabilir.